Bu psikososyal belirtiler sadece davranışsal değil; biyolojik olarak da destekleniyor. Ekran süreleri arttıkça mutluluk hormonu serotonin azalıyor, dopamin ve kortizol artıyor. Bununla beraber duygusal düzenleme mekanizmalarını da zorlanıyor. Birçok araştırma ekran süresi arttıkça depresif belirtilerin ve sosyal izolasyonun belirgin şekilde yükseldiğini ortaya koyuyor.
ÇOCUKLAR İÇİN BÜYÜK TEHDİT
Bugün 50 yaşında olan birinin ekran maruziyetiyle gelişen sağlık sorunları belli bir çerçevede kalırken, bu maruziyet çocuklarda hayat boyu yayılıyor ve çok daha korkutucu senaryoların kapısını aralıyor. Artık tip 2 diyabet, hipertansiyon gibi erişkin hastalıkları çocukluk çağında görülmeye başlandı. Üstelik bu hastalıkların damar komplikasyonları çocuklarda çok daha hızlı ve dramatik gelişiyor. Obezite oranı yüzde 20’lerin üzerine çıkmış durumda; her üç çocuktan biri fazla kilolu.
Bu gidişat, uzun süreli maruziyetle geleceğimizi çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bırakıyor. Üretkenliğiyle övüneceğimiz gençliğimizin verimliliği düşüyor, okul ve iş gücü kayıpları ileride kritik seviyelere ulaşacak, sağlık harcamaları ülkelerin boyunu aşıyor. En korkutucu olansa şu: depresif, yorgun ve hasta bir nesil yetişiyor. Bu tablo, dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük güncel problemlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.