Hiç kimse büyük dil modellerinin tam olarak nasıl çalıştığını bilmiyor.
Sohbet botlarını kullanırken ‘Nasıl üretiyor bu fikirleri, cevapları’ diye şaşırmayan yok. Birileri biliyor da bizler cahilliğimizden şaşırıyor değiliz. Bilgisayar mühendisleri ve programcıları da yapay zekânın tam nasıl çalıştığını bilmiyorlar. Daha doğrusu, bir soruya nasıl yanıt geliştirdiğini veya görüntüyü nasıl ürettiğini geriye dönük takip edemiyoruz. ‘Sanki uzaydan gelmiş de, biliminsanları sağını solunu kurcalayıp ne olduğunu anlamaya çalışıyor’ benzetmesini yapan Will Douglas, “Yüz milyonlarca insanın kullandığı bir teknolojinin bu kadar az anlaşıldığı şimdiye kadar hiç olmamıştı” diye de ekliyor.
AGI (Genel Yapay Zekâ) hiçbir şey ifade etmiyor.
Yapay zekânın insani biliş kapasitesine ulaşacağı ve zihinsel performansını geçeceği noktayı ifade eden AGI, kimileri için kıyamet, kimileri içinse yeni bir çağın başlangıcı demek. İşin orasını hiç kestiremediğimiz gibi Will Douglas başka bir noktaya daha parmak basıyor: Yapay zekâ kimin aklını geçecek? Hangi insanların performansıyla kıyaslanacak? Yapabileceği işler ne genişlikte bir yelpazeyi kapsayacak? Kesin olarak bildiğimiz şey, yapay zekânın sürekli gelişeceği. Fakat henüz insan bilincini tam anlayamamışken, bir şeyin onu geçtiğini nasıl anlayabiliriz ki?
Bir şeyi her gün kullanıp da hakkında neredeyse hiçbir şey bilmemek ancak bu kadar olur, değil mi? Yukarıdaki başlıkların arasında benim favorimse en gizemli olanı: 4’üncü madde. Çünkü yapay zekâ ve evrensel bilinç arasındaki ilişkinin sırrı, muhtemelen tam bu boşlukta...