Siz bir Michelin müfettişi olmak ister miydiniz?
Michelin’in meşhur kırmızı rehberinde artık Türk şefleri, restoranları da var. Ödül alanların, tavsiye listesine girenlerin çoğunda bulundum. Ve Michelin’in Türkiye’ye gelmesi için çok da yazı yazdım.
Ama geçen gün Paris Match’ta Klhoé Dominguez’in yazısını okuyunca bir kez daha düşündüm. Michelin müfettişi olmak, zannedildiği kadar “menüden seç, fotoğraf çek, yıldız ver” gibi değilmiş.
Acaba siz bu işi yapabilir misiniz?
Yani düşünsenize…
Bir restorana giriyorsun, yemeğini yiyorsun, hesabı ödüyorsun ve sonra çıkıp ona yıldız veriyorsun.
Kulağa muazzam geliyor.
Ama işin aslı biraz “Netflix dizisi” tadında.
Öncelikle Michelin müfettişi olmak için profesyonel mutfaktan geçmeniz lazım.
Aşçı, şef, sommelier, garson ama bir geçmişinizin olması gerekir. Yani masada geçirdiğiniz zamandan çok daha fazlasını mutfakta pişirmiş olmanız bekleniyor.
Üstelik en az 7-10 yıl.
Bu başvuru CV’siyle normal bir restoranda müdür olursunuz zaten.
Sonra eğitim başlıyor.
Ama öyle “hoş geldiniz, burası rehberin ofisi, bu da Google Drive klasörünüz” değil.
Üç yıl boyunca, her biri anonim, bin farklı yemekte görev alıyorsunuz.
Her gün bir başka şehir, her akşam başka bir masada oluyorsunuz.
Çoğu zaman da yalnız, tek başınıza yemek yiyorsunuz.
Kimi zaman da sahte isimle rezervasyon yapıyorsunuz.
Bazen oturduğun masa 8 Michelin müfettişinin daha önce oturduğu masalardan biri.
Ve ne garip ki…
O masada seninle birlikte yemek yiyenlerin hiçbiri seni tanımıyor. Sen de onları. Dediğim gibi tam bir Netflix dizisi gibi…
Bir restorana yıldız vermek belki daha kolay olanı ama
geri almak; o da bu işin bir parçası…
Klhoé’nin yazısındaki bir müfettiş şöyle diyor.
“Bu bir oyun değil. Bir hayatın dengesi değişebilir.”
Bu iş, sadece damak değil, başka bir terazisi de istiyor.
Gwendal Pouellenec’in anlattığına göre Michelin müfettişliği için ilan yok.
Öyle “yemek sever aranıyor” diye başvuru yapamıyorsunuz.
Sizi buluyorlar. Siz gizli kalıyorsunuz. Sosyal medyada hiç yoksunuz. Kredi kartınız bile değişiyor.
Dışardan bakınca bir gastronomi ajanı oluyorsunuz.
İçeriden ise yalnız bir görev insanı gibi davranmak zorundasınız.
Yemek yerken gözlem yapıyorsunuz, şefin ruh halini menüde arıyorsunuz, garsonun yüzüne bakarak servisin tutarlılığını çözümlüyorsunuz.