ÖNCELİKLE SEMBOLİK
MALUM eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminde 1993 yılında Oslo süreci çerçevesinde dönemin İsrail Başbakanı Yitzak Rabin ile FKÖ lideri Yaser Arafat iki devletli bir çözüm için el sıkışmıştı. Ancak iki taraftan da aşırılıkçılar bu uzlaşmaya izin vermedi. Rabin, aşırı dinci bir Yahudi’nin saldırısında öldü. İsrail’in varlığını reddedip saldırıları sürdüren Hamas, Gazze’de yönetimi ele geçirirken Filistin toprakları da siyasi birliği de bölündü. Gazze’de İslamcı Hamas, Batı Şeria’da ise FKÖ’nün uzantısı sol eğilimli El Fetih iktidarı sürdü. Barış görüşmeleri akamete uğrarken bu durum da en çok İsrail’in işine geldi. 7 Ekim saldırıları İsrail’e 2005 yılında çekildiği Gazze’ye dönmek için önemli bir koz verdi. Batı Şeria’da ise aşırı milliyetçilerin körüklediği Yahudi gençler, Filistinlileri terörize ederek sistematik bir şekilde evlerine yurtlarına el koymaya başladı.
İSRAİL İÇİN İHTAR
BATI Şeria’da yıllardır Yahudi yerleşimlerle Filistinli nüfusun homojenliği ortadan kaldırılmaya, Arap mahalleleri birbirinden koparılmaya çalışılıyor. Bunlar bir siyasi yapının devlet bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik adımlardır. Toprak ve nüfus bütünlüğünü koruyabilmek devlet yapısının kurulması ve işler hale getirilmesi açısından son derece önemlidir. Sonuç itibarıyla Filistin’i tanıyan ülke sayısının artması bir yandan İsrail’e baskı kurmayı amaçlarken, Filistin’in devlet kurma hayaline destek, uluslararası kurumlara üyelik, diplomatik temsilcilik açma gibi kolaylıklar sağlayabilir. Ancak bağımsız bir Filistin devletinin yolu müzakere edilmiş, taraflarca kabul görmüş bir plan neticesinde olabilir.