MEZOPOTAMYA’NIN EL DEĞMEMİŞ YÖRELERİ
Şüphesiz, Urfa - Antep arasında Harran Ovası’ndan dağlara ve şehirlere kadar uzanan sayısız ören yeri vardır. Mardin Kalesi ise başlı başına ayrı bir gezi konusudur. Anteb ve Mardin kaleleri, Urfa’yla birlikte, ağustos sonunda gezilecek Mezopotamya medeniyetinin en canlı, en el değmemiş yöreleri sayılır. Bu bölgelerdeki eski kaleleri, Çukurova’da Anavarza’dan başlayarak gezmek, eski çağ tarihi bilgimizi artırır. Örneğin Kozan gibi bir kasabayı ziyaret etmek, Çukurova hakkında fikir verir.
Bugün sanayinin ve sulamalı tarımın meyvelerinin toplandığı; Türkiye sanayisinin yüzde 30’unun yoğunlaştığı bu bölgenin, barış açısından ne kadar önemli olduğu ve kontrolünün ne denli kaçınılmaz olduğu ancak oraları vatandaşın kendi gözleriyle görmesi, ayaklarıyla dolaşması, mutfağını, kültür ve medeniyet eserlerini tatmasıyla anlaşılabilir.
Bu bakımdan, bu gezinin ağustosun son on gününde başlayıp eylüle taşacak bir zaman aralığında planlanmasını tavsiye ediyoruz.
AHMET MATTİA MİNGUZZİ
BU hafta sonu Minguzzi ailesiyle görüştüm; Yasemin, Andrea ve kardeşleri Ayşenur. Böyle olgun, bilinçli ve bilgili insanları ve aile bireylerini bir felaket vesilesiyle tanımak, hiç şüphesiz ki işin trajik yanı. Basın, bu konuda beklemediğim kadar duyarlı ve dengeli bir tavır içinde.
Dengesizlik ise maalesef hukukçu çevrelerden geliyor. Baro’nun tutumunu kabul etmek mümkün değil. Kardelen Ateşci, yaşını kendi söylediği için ele alıyorum; 30 yaşlarında genç bir avukatımız. Onun gibi barodaki daha kıdemli üyelerin yorumları: “Efendim, bütün çocuklar masum ve mağdurmuş.” İnsan bazı şeyleri etrafıyla birlikte ele alarak konuşur. Hukukçuluk sadece dosyadaki kuru bilgiden ibaret olmamalı. Yani çarşıda bıçaklanan Ahmet Minguzzi de, ekmek çalarken yakalanan da eşit derecede mağdurmuş, doğru. Ancak ekmek çalarken yakalanan gibi biri bu olayın içinde değil. O, üçüncü bir muhayyel paradigma. Yaşları 20’ye yaklaşan katillerin durumunu, ekmek çalan küçük çocukla mukayese etmek çok da mantıklı gözükmüyor.