‘İKİ DÜNYA ARASINDA YAŞADIM’
Başgelen’in çocukluğunun bir kısmı tarihi Vefa’da, diğeri ‘yeni’ Yeşilköy’de geçiyor: “İki dünya arasında yaşadım. İlkokula başladığım Yeşilköy eski Levantenlerle Osmanlı ve erken Cumhuriyet aydınlarının oturduğu bir yerdi. Tarihi Vefa civarı da ilgimi çok çekerdi. Trene atlayıp Yeşilyurt’a giderken surları, eski evleri görüp ‘Acaba buralarda kimler oturmuş?’ diye hep merak ederdim. Ayaklarım üstünde özgürce gezebilme imkânı bulduğum anda oraları gezmeye gidip sünnet düğünümde gelen fotoğraf makinesiyle fotoğraflar çekiyordum. Babam da tarihe meraklıydı. Eve giren tarih mecmualarını karıştırırdım. Her şeye meraklıydım.”
LAHİTLERLE GELEN SORULAR
İşlerin ciddiye binmesi o henüz 10 yaşındayken oluyor. Yaz tatilini geçirmek üzere Fethiye’ye öğretmen teyzesinin yanına gidiyor. Burada gördüğü lahitler kafasındaki soruları artırıyor: “Her tarafta Likya lahitleri ve kabartmalar vardı. Kim yaşamış burada? Bu mezarları kim yapmış? Sorduğum sorulara cevap bulamıyordum. Daha sonraki yazlarda yine aile ziyareti için gittiğim Karadeniz, Kars ve Kapadokya’daki tarihi yerlerde de aynı sorunla karşılaştım. İstanbul’da bile anıtsal yerler hakkında bilgi bulmak zordu. Kars’ta halamlar tam kalenin yanında oturuyordu. Açılır açılmaz Kars Müzesi’ne koşuyordum. Evdeki kütüphanede sürekli okuyordum ama ne sorularımın cevapları vardı ne de arkeoloji konusunda yayın… O zaman arkeolog olmaya karar verdim.”