June ile vedalaşamadım
Elisabeth Moss, başrolünü üstlendiği “Damızlık Kızın Öyküsü” dizisinde sadece başarılı bir performans sergilemekle kalmadı, aynı zamanda sosyal ve kültürel anlamda izler de bıraktı. 6 sezon boyunca hayat verdiği ‘June’ karakteriyle güçlü bir direnişin simgesi haline gelen Moss’la dizinin hem oyuncusu hem de yönetmeni olarak yaşadığı deneyimleri konuştuk.
Kanadalı yazar Margaret Atwood’un 1985 tarihli romanından uyarlanan, Bruce Miller imzalı distopik televizyon dizisi “Damızlık Kızın Öyküsü”, 26 Nisan 2017’de yayınlanmaya başladı. Uzun soluklu bir 6 sezonun ardından final yaptı.
Dizide kadınlar karanlık ve distopik bir dünyada zorla “damızlık” olarak seçiliyor, seçkin yöneticilerin çocuk sahibi olmaları için köle gibi kullanılıyor. Hikâye, kendi kimliği için mücadele eden June’un gözünden anlatılıyor ve kadın hakları, direnç, umut temalarını işliyor.
“Damızlık Kızın Öyküsü”nün final sezonunda, June’un yılmaz ruhu ve kararlılığı onu tekrar Gilead’i yıkma mücadelesine çekiyor. Luke ve Moira direnişe katılıyor. Serena, Gilead’i reform etmeye çalışırken; Komutan Lawrence ve Aunt Lydia yaptıklarının hesabını veriyor. Nick ise zorlu karakter sınavlarıyla yüzleşiyor...
Bu kadar güçlü ve karanlık bir dünyada uzun süre yer almak, sizi kişisel olarak nasıl etkiledi?
- Bu diziden sonsuza kadar yanıma alacağım şey; son 9 yıldır birlikte çalıştığım insanların bana bu işin nasıl yapılması gerektiğini öğretmiş olması. Eğer bir şey gerçekten önemliyse, o şey için ne kadar sıkı çalışıldığını gördüm.
Son 9 yılda her bir ekip üyesinin elinden gelenin en iyisini yapmaya ne kadar önem verdiğini izlemek beni derinden etkiledi. Özellikle bu son sezon ilham vericiydi. Bu iş onlar için o kadar çok şey ifade ediyordu ki, kendilerini zorladılar, sınırlarını aştılar ve her şeylerini ortaya koydular. Bu diziden sonra sanırım artık başka türlü çalışamam...
- Dizi, kadınların haklarının ne kadar kolay ellerinden alınabileceğinin örneği. Bu konuda farkındalık yaratmanın önemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Hepimiz bu dizinin gördüğü takdir karşısında gurur duyduk, onurlandık ve alçakgönüllü olduk. Bu konuda tüm övgüyü kendimize mâl etmedik. Bunu gerçekten inanarak söylüyorum. Margaret (Atwood) bu muazzam metni yazdı ve bize üzerine devam edebileceğimiz bir armağan bıraktı. Bu konuda söyleyecek sözümüzün olmasını çok önemsedik ve büyük bir saygıyla anlattık.