Öyküyü Justine’de Julia Garner (üstte), Archer’da Josh Brolin sürüklüyor.
‘Oyunculuktan kamera arkasına geçenler kulübü’nün taze üyelerinden Zach Cregger,
2022 tarihli ‘Barbarian’da gerilim sineması formuyla toplumsal meselelere parmak basılabileceğini gösteren kayda değer bir işe imza atmıştı. Girişte konusunu özetlediğim ‘Silahlar’ (Weapons), yine aynı türün izlerini takip eden son derece başarılı bir adım olmuş. Senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı bu yeni yapıtında Cregger, anlatımını parçalara ayırmış ve bir tür Akira Kurosawa’nın ünlü klasiği ‘Rashomon’ gibi öyküyü, karakterlerin kendi bakış açıları eşliğinde aktarmış. Bu altı ayaklı yapbozun giriş bölümünde Justine’in hikâyesine kulak veriyoruz. Sonra kayıp çocuklardan birinin babası olan Archer’ın, Justine’in eski erkek arkadaşı polis memuru Paul’ün, okul müdürü Marcus’un, uyuşturucu bağımlısı James’in ve minik Alex’in gözlerinden olayların gelişimini izliyoruz. Zach Cregger bu dağılımı ve parçaların tekrar toplanıp bütüne ulaşmasını öylesine ustaca ve hikâyenin gerilim dozajıyla gizemini koruyup dengede tutarak zarifçe anlatıyor ki hayran olmamak mümkün değil.
Bu karakterler coğrafyasında gezinirsek Justine kaybolan çocukların aileleri tarafından günah keçisine döndürülmüş, nahif, kimi geçmiş hatalarıyla birlikte hedefe konmuş bir karakter.
“O çocukları seviyorum” demesine rağmen kitle psikolojisinin kendine yönelik tacizlerine karşı koyamıyor ve çözümü tek başına aramaya başlıyor. Paul alkolik bir polis ve trajik bir portre çiziyor. Archer oğluna karşı sevgisini bir türlü gösteremeyen baba profilinde ve vicdanını yaralayan bu durumun sorumlusu olarak Justine’e yükleniyor. Müdür Marcus olanlara rağmen konfor alanının bozulmasını istemeyen, statükocu, orta yolcu bir kişilik. James bu toplam içindeki en eğlenceli karakter; uyuşturucu bağımlısı, pragmatist ve birden çocuklarla ilgili meseleye dahil oluyor, çünkü ortaya konan ödülü almak istiyor. Alex’se masumiyetin temsilcisi; suskun ama içinde çok şeyin yaşandığı o kadar belli ki... Bu genel harmanın dışında Alex’in ailesine konuk olan Gladys Teyze, şaşırtıcı, tuhaf, daha doğrusu ürpertici bir kimliğe ve görünüşe (kimi Batılı eleştirmenler onu ‘Cambaz’daki/‘Longlegs’ Nicolas Cage’le kıyaslayıp ‘Daha korkunç’ yorumunu yapmış) sahip.
Yönetmen Cregger eskilerin deyişiyle bu karakterler ve aralarındaki bağlantı eşliğinde filmini adeta ilmek ilmek örmüş, sonlara doğru da şiddet frekansını yüksek tutmuş. Anlatımı sakince ve hikâyesinin sırları yavaş yavaş açılıyor. Bu yönleri ve genel çerçevesiyle ‘Silahlar’ın ben Cregger’ın önceki yapıtı ‘Barbarian’dan çok daha iyi bir film olduğu kanaatindeyim.
Öte yandan çalışmanın seyirciye sunduğu sinemasal çağrışımlar o kadar çok ki... ‘Silahlar’ sanki koca bir kolajın ifadesi. Şöyle açayım: Öykü bir banliyöde geçiyor. Sakin, sessiz, huzurlu görünen o banliyölerin üzerindeki perdeyi araladığımızda ne kadar bastırılmış cinsellik, şiddet ve nefret dolu bir panorama olduğunu bize David Lynch neredeyse kariyeri boyunca hatırlatmıştı. Cregger cinselliğe (tek bir sahne hariç) pek yer vermemiş ama Lynch’le aynı kodları kullanmış. Öte yandan bu öykü sanki Stephen King’in şaşırtıcı, geren, görünenin altındaki korkunçluğu anlatan üslubunun yansımaları. Sinemasal açıdan da Jordan Peele (Cregger’a ‘Yeni Jordan Peele’ diyenler var ama şu ana kadar çektikleriyle ondan daha iyi bir sinemacı gibi geldi bana) ve M. Night Shyamalan yapıtlarıyla (kimi yanlarıyla özellikle 2015 tarihli ‘The Visit’ine benziyor) aynı sularda yüzüyor. Çocukların bir gece aniden kaybolması benim aklıma Batı kültürünün en bilinen masallarından ‘Fareli Köyün Kavalcısı’nı getirdi; tuhaftır, şimdiye kadar göz attığım hiçbir yabancı eleştirmenin yazısında böyle bir vurgu ya da hatırlatma yoktu.