Antalya müzesi
Müzesi’nin depreme dayanıklılığı tartışma konusu yapılmaktadır. Müzenin çevresindeki saha genişletilmeye uygundur. En büyük endişe, sıfırdan yapılacak yeni inşaat süresince müze koleksiyonundaki eserlerin nasıl korunacağıdır. Antalya Müzesi, hırsızların ve görgüsüz Amerikalı zenginlerin başlıca rüya malzemesidir. Her hâlükârda yeni müze binasının projesi üzerinde durulmalıdır. Antalya Müzesi’nin yenilenmesi tartışılması gereken bir konudur. Ancak ne yapılırsa yapılsın, aceleye getirilmemelidir.
ANTALYA vilayetinin klasik devirdeki Pamfilya bölgesi Doğu Antalya’yı kapsar. Pisidya ise Kuzey Antalya’yı içine alır. Bölge kısmen Likya’dan oluştuğu için bu da Antalya’ya dahildir. Antalya, ta Asya içlerinden gelen Selçuklular döneminden beri İpek Yolu’nun ulaştığı ve buna bağlı olarak tesis edilen kervansarayların son noktalarından biri olmuştur. Antalya’da Selçuklu devrinden kalma Yivli Minare gibi eserler, Helenistik devrin kalıntıları ve ünlü Hadrianus Kapısı’yla (ki Roma İmparatorluk devrinde Anadolu’yu en çok imar edenlerin başında gelir) iç içe bir şekilde varlıklarını sürdürmektedir.
Maalesef, hızlı ve aşırı şehirleşme hiçbir şekilde kontrol edilmemiş; şehrin antikiteden beri süregelen rengârenk dokusu altüst olmuştur. Bugünkü Antalya’da tarihî eserler kadar doğal zenginlikler de tehdit altındadır. Özellikle falezlerin durumu dikkate değerdir. Şehir surları ve 19. yüzyıldan bu yana görünen konaklar, Antalya’nın her an göz ardı edilemeyecek zenginlikleri arasındadır.
DEPREME DAYANIKLIĞI TARTIŞMALI
1960’ların başında Pamfilya, Pisidya ve Likya bölgelerinin zengin lahitleri ve heykelleri Antalya’da teşhir edilirdi. Zamanla, Side’deki eski Roma hamamında bir Side Müzesi de buna ilave edildi. Oysa bölgenin dünya çapında büyük bir müzeye ihtiyacı vardı. Antalya Müzesi dünya çapında bir sanat eseri müze olmaktan çok, 1960’ların başında Üstad Mimar Doğan Tekeli’nin tasarladığı bugünkü müzeyle varlığını sürdürdü. Günümüzde ise müzenin depreme dayanıklılığı tartışma konusu yapılmaktadır.
Sayın Doğan Tekeli’nin, mesleki hayatının önemli eserlerinden biri olan bu müzeyle ilgili açıkça konuşmasını; dayanıklılığına ve sağlamlığına kefil olduğunu ifade etmesini beklerdim. Hatta gerekirse restorasyonunu üstlenmeyi vadetmesini umuyordum. Elbette bir işinsanının ya da özellikle bir sanatçı hocanın mali konular ve bağışlarla ilgili konuşması pek nazik karşılanmayabilir. Ancak böyle bir çıkış, tüm tartışmaları sona erdirebilir; hatta hocanın itiraz ettiği noktalarda haklılığını da ortaya koyabilir. Nitekim hoca, 100 milyon liralık bir restorasyonla müzenin hayatına mükemmel bir şekilde devam edebileceğini söylüyor. Onun bu görüşünü, bazı talebeleri ve meslektaşları da paylaşıyor.