Sosyolojik seçicilik
Tanör’ün en net iddiası şu: “Benim için sofranın üstündekiler değil, etrafındakiler daha değerlidir.” Bu, sofrayla tabaktaki gastronomik yaklaşımın veya Michelin etiketlerinin ötesinde bir değer ölçeği kurduğu anlamına geliyor. ‘Levrek Buğulama da İstemeyin Ama...’ adlı kitabında da Reha Bey, yemeği ikinci plana ittiğini; sohbetin, müşterinin profili, servis kalitesi ve ortamın ‘sohbet gurmeliği’ne elverişli olup olmamasının seçiminde belirleyici rol oynadığını söylemişti. Bu, onun için bir estetik değil, sosyolojik bir seçicilik; kiminle oturacağının, kiminle paylaşacağının önemi. Düşününce çok haklı gelmiyor mu size de? Aynı masayı paylaştığınız insanla diyaloğunuz gecenizin akışını belirlemiyor mu?
Tanör’e göre sofra, aile hayatının, kentin gündelik ritminin aynası: Sevinçler, kederler, hüzünler sofraya yansıyor ve orada farklı renkler kazanıyor. Akdenizli kültür mirasıyla bakarak lokantaların, kahvehanelerin ve meyhanelerin kentin kimliğini anlamada anahtar olduğunu yineliyor: “Lokantanı söyle, şehrini söyleyeyim sana.” Buradaki çıkarım açık: Gastronominin bir tat meselesi olmaktan çıkıp toplumsal hafızanın taşıyıcısı haline gelmesi.
Kullandığı metaforlara da bayılıyorum. Mesela ‘Hayat Dolmuşu’ndaki ‘dolmuş’ Tanör için uzlaşma yeteneğinin, farklı olanla aynı mekânda yol alabilmenin temsili. Dolmuşa binmek mecburiyeti, itiş-kakışı, birlikte yolculuk etme, bir arada yaşamanın pratik işaretleri. Ve burada şikâyetini de gizlemiyor: “Eski dolmuşlar gitti, uzlaşma kültürü bitti.” Kent içindeki hoşgörü, tanımadıkla kurulan ilişki biçimleri o dolmuşlar gibi kayboluyor; bunun kentin sosyal dokusuna etkisi büyük. Tanör’ün röntgen netliğindeki gerçekçiliğinin sebepleri de akademik ve kentli geçmişi, edebiyata olan ilgisi ama en çok yaşın verdiği seçebilme gücünden besleniyor. Bakmakla görmek arasındaki farkı yaşanmışlığıyla kuruyor. “Elim cebimde, aylaklık etmeyi severim” diyor; rastlantısal gözlemin, yorumsuz röntgen görüntüsünün eserlerindeki işleniş şekli bu aylaklığın ardında muhtemelen. Yani onun yazıları, anekdotun değil, seçkinin metni; gündelikten bir şey alır ama onu seçerek sunar.