‘Ya sörf yaparsın ya da sular altında yok olursun’
‘Sörfçü’, memleketi Avustralya’ya döndükten sonra oğluyla sörf yapmak için çocukluğunun geçtiği sahile inen adamın buradaki bir çetenin engellemeleriyle karşılaşınca verdiği gurur mücadelesini anlatıyor. Filmin giderek yoldan çıkan ve deliliğin çizgilerinde dolaşan ana karakterini Nicolas Cage canlandırıyor.
Yıllarca kaldığı ABD’den ülkesi Avustralya’ya dönen bir adam, oğlunu yanına alarak gençliğinde sörf yaptığı Luna Plajı’na gider. Niyeti hem oğluyla sörf yapmak hem de
tekrar almayı düşündüğü, çocukluğunun geçtiği evi ona göstermektir. İkili, koltuklarının altında sörf tahtaları, eğlenceli bir gün geçirmenin arifesindedir. Lakin sahile indiklerinde bir çete yöreden olmayanların denize giremeyeceğini ve sörf yapamayacağını, gerekirse zor kullanacaklarını söyler. Adam oğlunun önünde aşağılanmıştır. Bu durumu gurur meselesine dönüştürerek sahile inmek için mücadeleye girişir. Bu, son derece meşakkatli bir çabadır. Bir yandan emlakçıyla evi başkasına satmaması yönünde pazarlıklarını sürdürür, öte yandan da çete mensuplarıyla sürekli didişir...
Olağanüstü bir direnç
İrlandalı yönetmen Lorcan Finnegan’ın dördüncü uzun metrajlı çalışması ‘Sörfçü’ (The Surfer) Avustralya topraklarında geçen bir öykü anlatıyor. Thomas Martin imzalı senaryodan çekilen yapımda, başarısız bir evliliğin ardından oğluna karşı babalık gösterisine girişen ama tam da bu yolda karşısına bir tür tarikat gibi hareket eden tuhaf bir topluluk çıkan adamın yaşadıklarını izliyoruz. Film boyunca ismi zikredilmeyen bu ‘tutunamayan’, karşı duruşa soyunurken daha bir tutunamayan, daha bir kaybeden konumuna çekiliyor. Eski göz ağrısı evine kavuşmak için 100 bin dolara daha ihtiyacı var ama öte yandan oğlunun yanında küçük düşürülmek duygusu onu daha dertli hale getiriyor ve saplantıya dönüştürdüğü bu durumun üstesinden gelmek için olağanüstü bir direnç gösteriyor.
Lakin sahil altta bir yerde ve o, ancak park ettiği arabası ve çevresinde hareket alanı bulabiliyor. Ama burada da Scally adlı liderin yönettiği çetenin genç üyeleri onu rahat bırakmıyor, sözlü ya da fiziki sataşmalarla parça parça yıpratıyorlar. Bu süreçte sörfçü bir tek civarda gezinen, pejmürde görünümlü yaşlı bir adamcağızla muhabbet edebiliyor. Söz konusu kişi ona, çok iyi bir sörfçü olan oğlunu ve köpeğini Scally’nin öldürdüğünü söylüyor. Öte yandan sörfçünün plajın hemen üstündeki açık otoparkta kalma süreci uzadıkça kayıpları da artıyor; önce sörf tahtasını çaldırıyor, sonra cep telefonunu ve saatini kaybediyor, nihayetinde arabası da ortadan yok oluyor. Sörf tahtasının Scally ve ekibi tarafından çalındığını ve sahilde merkez olarak kullandıkları kulübenin üstüne yerleştirdiklerini görünce polise şikâyet ediyor ama çok geçmeden polisin de çete üyesi olduğunu anlıyor.