Tamamen yanmamış yaşlı ağaçlaraysa dokunulmuyor. Havadaki nemle, yağmurla zaten yeniden yeşeriyorlar. “Yanan bölgelerin yüzde 90’ını oluşturan kızılçamlarsa yangın sırasında kozalaklarıyla tohumlarını toprağa döküyorlar. Dolayısıyla bu bölgelerde, yangın öncesine göre çok daha fazla sayıda ağaç oluyor!” diyerek umut verici bir bilgi daha veriyor Bekir Bey.
Tamamen yanmamış genç ağaçlar içinse ‘yapay gençleştirme’ uygulanıyor. Yani bu bölgelerde tohum ekiliyor veya fidan dikiliyor. Onun dışındaysa toprak kendini yenilemeye bırakılıyor.
İBNİ SİNA DİYOR Kİ...
Bu yazıyı dünya tıp tarihine damga vurmuş, Avrupa’da ‘Filozofların Prensi’ (Avisenna) diye anılan, 10’uncu yüzyılda yaşamış İbni Sina’nın sözleriyle bitirmek yakışık alır: “Doğa, her zaman iyilik uğruna hareket eder ve her şeyi doğal bir amaca sevk eder, ta ki karşı konulmasın. Doğa, kozmik düzeni ve dengeyi sağlama ve koruma amacını da güder. ‘Artık işe yaramaz’ deyip de maddeyi boş bırakmaz, maddeyi kendine uygun forma büründürür.
Ancak doğa, kendisine boyun eğen her madde üzerinde bir amaç uğruna eylemde bulunurken boyun eğmeyen madde üzerinde eylemde bulunamaz. Maddenin bu isyankârlığı ve dolayısıyla eylemin yokluğu doğada kötürümlük dediğimiz durumlara yol açar.” Bu son cümlesini bu günleri, bizleri öngörerek yazmış olmalı.🤨