30 Ağustos: Tarihin akışını değiştiren zafer
30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 103’üncü yıldönümünü gurur ve minnetle kutluyoruz
İstiklal Savaşı döneminde, Türkiye’nin yüzde 75’i işgal altındadır.
10 yıl süren savaşlar, milleti çok yorar.
Sakarya Zaferi’nden sonra, 15 Ekim 1921’de 1’inci Ordu Komutanı Ali İhsan (Sabis), askerin durumunu rapor eder:
“Askeri üniformalı yüzde beş insana rastlamadım. Köylü kıyafetler, vücutlarını koruyacak bir halde olsa yine şükredeceğim…”
Savaşa, köyden geldikleri yırtık elbiseyle giriyorlardı.
İşte, bu ordu Büyük Taarruz’a hazırlanacaktı.
Yokluklardan dolayı, Türk ordusunun saldırı yapabileceğine ihtimal veren yoktu.
Ancak, Ordu’nun başında, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa vardır.
Asıl taarruzu, Afyon güneyinden, Ahır dağlarından yaparak baskın etkisi oluşturacaktı.
Çünkü, İngilizler ve Yunanlar, Ahır dağlarının aşılamayacağına inanıyorlardı.
İşte, baskın tam da bu bölgeden sağlanacaktı.
28 Temmuz 1922…Ordu birlikleri arasında, Akşehir’de futbol maçı düzenlenir ve basına verilir.Asıl amaç farklıdır.Çünkü, aynı günün akşamı, komutanlarla taarruz planı görüşülecektir.28 Temmuz 1922 akşamı saat 21.00’de, savaş tarihinin nefes kesen toplantısı başlar.Toplantıya; Başkomutan, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, ordu ve kolordu komutanları katılır.
Türk Ordusu, 239 yıl sonra ilk kez işgalcileri vatan toprağından atmak için taarruz edecekti.Düşmanın belirgin bir üstünlüğü vardı, ayrıca güçlü savunma hatları oluşturmuştu.
Türk ordusu ise, yokluklarla boğuşuyordu.
Toplantı, iç açıcı olmayan böyle bir atmosferde başlar.
Plan, ayrıntılı olarak anlatılır.
2’nci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa plana karşı çıkar.
“100 bin kişiyi düşmandan habersiz intikal ettiremezsiniz. Baskın niteliği kaybolursa plan çöker…” dediği söylenir.
Şevki Paşa, ikna edilemez.
Ve şu ünlü sözü söyler: Adama vatan haini derler. Hepimizi meclisin önünde asarlar.”
Mustafa Kemal Paşa hiddetlenir:
“Korkmayın paşam. Tarihe ve millete karşı bütün sorumluluk bana aittir.”
Toplantı sabaha kadar sürer.
Savaşın Ustası, savaş tarihinin en önemli risklerinden birini alıyordu.
Başarılı olmazsa, eldeki ordu da yok olabilirdi.
17 Ağustos 1922…
Ankara’da büyük ziyafet verileceği ve yüksek rütbeli komutanların Ankara’ya hareket ettikleri haberi yayılır.
Bu aldatma haberi yayıldığında, Başkomutan cepheye Akşehir’e gelir.
İşbirlikçiler boş durmaz, Ali Kemal 18 Ağustos 1922’deki yazısında hakareti sürdürür:
“Milli egemenliği ancak, Hilafet ve Saltanat temsil edebilir. Ankara’daki şımarık herifler, artık durunuz. Haddinizi biliniz. Şarlatanlık elverdi. Hokkabazlık kâfi…”
20 Ağustos 1922 Pazar…
Başkomutan Akşehir’de, savaş meydanına çıkma hazırlığında, kılıcını kuşanmaktadır.
Fevzi Paşa, İsmet Paşa ve ordu komutanlarıyla, taarruz planını en ince ayrıntısına kadar tekrar inceler.
Çünkü, yapılacak hata, milletin son atımlık cephanesini de yok edecektir.
Ve komutanlara, 26 Ağustos Cumartesi sabahı taarruz edileceği emrini verir.
Ayağa kalkar.
Bütün komutanlar, heyecanla ayağa kalkıp esas duruşa geçerler.
239 yıldır özlenen bir taarruzdu bu…
21 Ağustos 1922…
Yine, aldatma planı gereği, Çankaya’da çay verileceği haberi, “Hakimiyet-i Milliye” gazetesinde yayımlanır.
Mustafa Kemal Paşa, o anda cephededir.
Bu arada, Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” romanını, 21-22 Ağustos 1922 gecesi okur.
24 Ağustos 1922…
Başkomutan ve komutanlar Akşehir’den, Şuhut kasabasına gelirler.
Tam bu sırada, Yunan komutanlar, her şeyden habersiz Afyon orduevinde baloya katılıyorlardı.
Aldatma planı sonuç vermişti.25’i 26 Ağustos’a bağlayan gece, Türk birlikleri saldırı için tüfeklerinin, kılıçlarının, atlarının, cephanenin son kontrollerini yaparlar.
Nefesler tutulmuştur…Dünya, 26 Ağustos 1922 sabahı top sesleriyle gözlerini açacak ve tarihin akışını değiştirecek taarruza tanık olacaktı. Savaş tarihinin kıskanacağı bir taarruzdu gelen…
6 Ağustos 1922 saat 3.30…
Başkomutan ve komutanlar, gecenin karanlıkları içinde atlara binerek Koca Tepe’ye hareket ederler.
26 Ağustos 1922 Cumartesi…
Taarruz’un 4.30’da başlaması planlanmıştır.
Ancak, sis nedeniyle 5.30’a kaydırılır.
Koca Tepe’de tam bir sessizlik…
Ve Başkomutan, İsmet Paşa’ya emrini verir.
“Ateş!..”Büyük Taarruz, topçu ateşiyle başlar.
Düşman, beklemediği bir yerden baskına uğramıştır.
26 Ağustos sabahı, Yunan ilk mevzileri ele geçirilir.
Ancak, Başkomutan endişelidir.
Telefonla bazı birlikleri uyarır.
Atatürk’ün o anda çekilen kalpaklı, “Koca Tepe” fotoğrafı için Falih Rıfkı Atay, “Fotoğraf objektifi, tarihe bu kadar canlı bir eser bırakmamıştır” diyecektir.
27 Ağustos’ta, Türk kuvvetleri Sincan ve Afyon ovalarına iner.
Nazım’ın dediği gibi, Sarışın Kurt, “Koca Tepe’den Afyon ovasına” atlar.
Düşman kaçış halindedir.
Cepheden 450 kilometre uzakta, İzmir’de Başkomutan Hacianesti çok rahattır.
Yaveri Yüzbaşı Kazanidis, Türklerin taarruz haberini soran gazetecilere
“Birkaç gün sonra, burada sizi esir Mustafa Kemal ile tanıştırabilirim?” cevabını verir.
Emindir…Birkaç saat sonra, 27 Ağustos 1922 akşamı…
Hacianesti'nin yaveri, sessizce komutanına yaklaşır:Generalim!"“Ne var?"“Cephe yarılmış efendim.”Hacianesti donup kalır.
29-30 Ağustos 1922 gecesi…Mustafa Kemal Paşa, o anı şöyle anlatır:“29-30 Ağustos gecesi sabaha karşı cephe komutanlığı Harekât Şube Müdürü Kurmay Binbaşı Tevfik Bıyıklıoğlu bana haritayı getirdi. Haritada düşman kuvvetlerinin güney, doğu ve kuzeyden kuşatıldığını gördüm. İstediğim durum oluşuyordu. Derhal İsmet ve Fevzi paşaları çağırttım. Fevzi Paşa’ya 2’nci Ordu bölgesine, ben de 1’inci Ordu bölgesine bizzat gittik. Ordu Komutanı’nın yanına gittim. Esir subaylarla görüştüm. Trikopis’in çember içinde olduğunu söyledi. Kolordu Komutanı’na emir verdim esir alıp getirsin…”
30 Ağustos 1922…
Türk piyadesinin süngüleri, batmakta olan güneşin ışıklarında alev alev parlamaktadır. Sarışın Kurt, Dumlupınar Zafer Tepe’de taarruzu bizzat yönetir.Ayağa kalkar. Eliyle, muharebe alanını göstererek haykırır:“Hacianestiii! Mağrur komutan! Neredesin? Gel de ordularını kurtar!”
Bu muharebe, “Başkomutan Meydan Muharebesi” olarak adlandırılır.
Dumlupınar zaferinden sonra, Mustafa Kemal’in arkadaşlarına, “Truva’nın intikamını aldık” dediği söylenir.
Evet, Başkomutan 3 bin 100 yıl sonra, Truva’nın intikamını almıştı.
Yunan ordusunu kovalarken, Türk askeri sadece düşmanla, zorlu araziyle ve kavurucu güneşle mücadele etmez.
İçecek su da bulamaz.
Öndeki birliklerden mesaj yağar:
“Yunanlar, köyleri insanlarıyla birlikte yakarak, çekiliyorlar!..”
1 Eylül 1922…
Başkomutan, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir ileri!..” emrini verir.
Türk Ordusu, 10 günde yaklaşık 450 kilometre yol alır ve İzmir’i kurtarır.
Bu hız, İkinci Dünya Savaşı’nda “Yıldırım Harbi Doktrini”nin temelini oluşturur.
Savaşta, Yunan subayları Mustafa Kemal’e, “Kaya Adam” adını takarlar. Kendi komutanları Hacianesti’ye de, “Dik kafalı aptal” derler.
9 Eylül 1922 Cumartesi…Güzel İzmir…
15 Mayıs 1919 günü başlayan işgal, 3 yıl 3 ay 24 gün sonra bitiyordu.Başkomutan, Belkahve'den dürbünle, İzmir'e uzun süre bakar.Yanındaki İsmet Paşa'ya.
“Biliyor musun, bir rüya görmüş gibiyim.”
10 Eylül 1922…
Mustafa Kemal, çevresindeki Reuters muhabirine sorar:
İki haftadır cephedeyim. Her tarafta Hacianesti’yi arıyorum, gördünüz mü?”
Evet, Hacianesti, kaçacak zamanı zor bulmuştu, hem de kıyafetlerini alamadan…
Savaşın Ustası, Milleti’ne zaferi müjdeleyen mesajı yayımlar:“Büyük ve Asil TürkMilleti, bu büyük zafer, özellikle senin eserindir...”
Yunanlar, Anadolu’da uğradıkları yenilgiye, “Küçük Asya Felaketi” adını verirler.Felaketin suçlusu altı devlet adamı; Başbakan, bakanlar ve Haciane…