Bu dört günlük ada turunu kruvaziyerle gerçekleştirdim. Epeyce bir zamandır Schengen sorunsalı yaşıyoruz malum. Belirli bir süre için Yunanistan’la yapılan kapı vizesi anlaşması işleri biraz rahatlattı ama aldığınız vizeyle tek bir adada kalabiliyorsunuz. Yani her adanın kapısında ayrı vize gerekiyor, öyle adadan adaya geçeyim yok. Bu durumun en makul alternatifiyse kruvaziyer seyahatleri. Zira kruvaziyerde vizenizden de sizden de onlar sorumlu. İstedikleri birkaç evrakı gönderdikten sonra başka hiçbir şeye karışmıyorsunuz. Giriş yapılan kapıda pasaportunuza bir damga vurdurup ilerliyor ve sonraki adalarda başka bir işlem yapmıyorsunuz. Bunu yapan bir firma var o da yerli ve milli ilk Türk kruvaziyer markası olan Selectum Blu Cruises.
Bu arada biz her fırsatta adalarda yemeye çalıştık ama kruvaziyer tam pansiyon ve gördüğüm kadarıyla çocuklu aileler başta olmak üzere hemen herkes yemeğini beş yıldızlı otel standardında kurulan açık büfede yedi. Gemide Uzakdoğu’dan İtalya’na restoran alternatifleri de mevcut ama özellikle Türk mutfağı açık büfede oldukça iyi. E, bir de bunun üzerine güler yüz eklenince...
Keşke bizde de olsa
Fiyat-performans dengesi: Türk turistin Yunan adalarını tercih etmesinin en büyük nedenlerinden biri fiyatlar. Türkiye’de aynı standarttaki bir yemeğe ödediğiniz hesap çoğu zaman birkaç kat daha fazla. Keşke kıyılarımızdaki restoran ve oteller fiyatlandırmada daha şeffaf, adil ve sürdürülebilir bir politika izlese; ‘turist kazıklama’ algısı ortadan kalksa.
Yerel ve özgün gastronomi deneyimi: Yunan adalarının en güçlü silahı otantik mutfak ve kasmayan ortam. Basit bir taverna bile taze balık, iyi zeytinyağı ve bölgesel otları sofraya koyuyor. Bizdeyse pek çok sahil kasabası, birbirinin kopyası ‘şatafatlı ama ruhsuz’ menülere sıkışmış durumda.
Şeffaflık ve güven: Yunan adalarında Türk turist kendini hesap sürprizi yaşamayacağına ikna etmiş durumda. Türkiye sahillerindeyse hâlâ “Masaya gelen suyun fiyatı neden bu kadar yüksek” sorusu akıllarda.
Kültürel ve gastronomik etkinlikler: Yunan adaları sadece deniz ve güneşle değil; her yaz onlarca küçük festival, köy panayırı, şarap ya da balık şenliğiyle de turist çekiyor. Bizim sahillerimizde bu kültürel zenginlik olmasına rağmen yeterince markalaştırılmıyor.
İletişim ve algı yönetimi: Yunan adalarının sosyal medyadaki hesaplı ve huzurlu tatil imajı, Türk turistin zihninde güçlü bir marka oluşturuyor. Bizim sahillerimizse ‘pahalı, kalabalık, karmaşık’ etiketleriyle anılıyor.