Kolay olmadı. Bina birinci derece koruma altındaydı. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu gözetiminde, tam beş yıl süren titiz bir restorasyon süreci başladı. Eyvan girişinden antika avizelere, ahşap işçiliklerinden “Kim Geldi Penceresi” ne kadar her detay, aslına sadık kalınarak yeniden hayat buldu.
Bugün Sivrihisar’daki bu konak, sadece bir butik otel değil, aynı zamanda yaşayan bir müze gibi. İki katlı yapısı, iç sofalı planı, bahçesindeki asmalar, mermer işlemeli çeşmesiyle ziyaretçilerine geçmişin kapılarını aralıyor. Geleneksel mutfağıyla, misafirlerini adeta eski bir Türk evinin samimiyetinde ağırlıyor.
Türkay, konağın en özel köşelerinden birini anlatırken gözleri parlıyor.
“Arka bölümdeki Tandır Evi’nde misafirlerimize Sivrihisar’ın otantik lezzetlerini sunuyoruz. 113 yıllık Don Taşı’nı özel cam koruma altına aldık. Söğüne ve Su Kuyusu’nu olduğu gibi muhafaza ediyoruz. Ve anne, babamın adını verdiğimiz Naciye – İhsan Türkay Hıyar Evi’nde geleneksel misafirlik kültürünü yaşatıyoruz.”
Konağı gezenler, sadece mimariye değil, ayrıntılara da hayran kalıyor. Mermer aynalıklardaki bitkisel süslemeler, “Maşallah 1320” yazılı alçı raflar, odalardaki ahşap işçilikler, her biri bu toprakların sessiz tanıkları.
Bugün adı Türkay Konağı. Ama içinde hala Ancalar’ın hatırası, Naciye Hanım’ın, İhsan Bey’in izleri var.
Sami Türkay, turizmin en büyük zincirlerini yönetmiş, sayısız projeye imza atmış bir isim. Ama belki de onun en değerli işi, Sivrihisar’da bir konağın yeniden doğuşudur. Çünkü o, turizme vizyon katarken, köklerine de sahip çıkmayı bilen bir adamdır.
Bazen en kıymetli projeler, büyük rakamlarla, dev yatırımlarla değil; anne, babanın hatırasına gösterilen sadakatle yazılır.