Pelin ve babası Hamdi Akın önce hayalini kurup sonra bu sosyal dönüşümün fitilini ateşlemişler. Londra’daki Borough Market’ten Berlin Bikini’ye pek çok yeri hem mimari hem de iç işleyiş olarak izlemiş, oradaki insan davranışlarını gözlemlemişler. Dikkat ederseniz dünyanın büyük şehirlerindeki bu tarz alanlar artık yalnızca alışveriş veya karın doyurmanın değil, toplumsal yaşamın, kültürel buluşmaların ve gastronomik hafızanın da sahnesi durumunda. Mesela Londra’daki Borough Market misyonunu sürdürülebilir üreticiyi ve iyi malzemeyi görünür kılmak üzerine kurmuş durumda; yüzlerce yıllık tarihiyle hâlâ bir ‘kamusal mutfak’ gibi işliyor. Lizbon’daki Time Out Market’sa bambaşka bir kurgu sunuyor: Şehrin en iyi şeflerini ve restoranlarını kürasyonla tek çatı altında toplayarak, gastronomiyi editoryal bir seçim süzgecinden geçiriyor. Öte yandan yakın zamanda çekim yaptığım Singapur’daki ‘hawker’ merkezleri, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne alınmış bir kamusal yemekhane kültürü. Uygun fiyat, usta-çırak sürekliliği ve çokkültürlü mutfak geleneğiyle toplumsal bağı diri tutuyor.
Bu örnekler, bahsi geçen tarzdaki alanların sadece yemek yenen bir yer değil, aynı zamanda sosyal adaletin, erişilebilirliğin ve kültürel devamlılığın da mekânı olabileceğini gösteriyor. Söğütlüçeşme’nin yoğun transit akışının göbeğinde yükselen Terminal Kadıköy, işte bu küresel örneklerin ışığında değerlendirilmesi gereken bir alan. Başlangıçtaki AVM-otel fikrinden bilinçli bir sapmayla açık alan ağırlıklı, yeme-içme odaklı bir kamusal sahneye dönüştürülmüş. Mimar Melkan Gürsel’in düşük katlı, şeffaf ve sokaktan geçenin içine girmesini teşvik eden geçirgen yaklaşımı, yıllardır atıl kalan viyadük altını 13 yatay ve 1 dikey küçük sokak üzerinden dinamik bir kent parçacığına çevirmiş. 70 milyon euro’luk yatırımla sadece bir gastronomi destinasyonu değil, gündelik hayatın içinden geçen -marmaray, metrobüs, yüksek hızlı tren (YHT) üçgeninin kalbinde- bir buluşma zemini hedeflenmiş.