Esprileriyle, şakalarıyla Adana
Kent fıkraları, toplumun yerel kültürünü, mizah anlayışını, değer yargılarını ve gündelik hayatın zenginliğini yansıtan anlatılardır.
Bu fıkralar, yalnızca güldürmeyi amaçlamaz; aynı zamanda halkın kendini ve başkalarını nasıl gördüğünü, kentlileşme sürecindeki çatışma ve uyumları, yerel kimliklerin nasıl şekillendiğini de gözler önüne serer. Belirli şehir ya da bölgelerle özdeşleşmiş tipler ve olaylar aracılığıyla toplumsal hafızayı canlı tutar, kuşaklar arasında sözlü kültür aktarımını sağlar. Bu yönüyle kent fıkraları, mizahın gücüyle halk kültürünün taşınabilir, esnek ve dirençli bir belleği olma işlevini görür.
Dünyada fıkralarıyla ve fıkra tipleriyle ünlü kentler vardır. Bizde de Karadeniz, Erzurum, Bayburt vb. bölge ve kent fıkraları meşhurdur.
Akdeniz’in sıcakkanlı insanları Adanalıların fıkralarını ise kendisi de Adanalı olan ve yaklaşık on bir yıl Türk Dil Kurumu Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın bir araya getirerek kitaba dönüştürdü. Adana Fıkraları Nükteler-
Anekdotlar-Şakalar adını taşıyan kitap Evliya Çelebi’nin Adanalıların şakacılığına dair Seyahatnamesi’ne düştüğü kayıtla başlıyor. Tarihsel kaynaklardaki fıkraların da derlenmesiyle Adana’nın XIX. yüzyıldan 2000’li yılların başlarına kadar uzanan fıkra kültürü bu kitapla ortaya konulmuştur. Kitapta yer alan 281 fıkra, Akalın’ın üniversite öğrencilik yıllarından bu yana sözlü ve yazılı kaynaklardan derlemelerine dayanıyor.
Fıkraların sıralanışında fıkra tipleri ile dönemleri göz önünde bulundurulmuş. Ziya Paşa’nın Adana Valiliği sırasında yaşananların anlatıları ve şair Adanalı Ziya ile ilgili fıkralarla başlayan kitap Kuva-yı Milliye dönemindeki düşündürücü ve güldürücü fıkralarla devam ediyor. Eski fıkralardan bazıları bugünün okuyucusuna güldürücü gelmeyebilir. Bunlar dönemin güldürü anlayışını, bakış açısını ortaya koyan anlatılardır. Bazı fıkralar ise düşündürücü ve ders verici, anlam yüklüdür. Bu fıkralar da Adanalının düşünce dünyasının anlaşılmasına yardımcı olacak veriler sunar.
Akalın’ın çocukluk yıllarından Çukurova Üniversitesi’nde çalıştığı yılların sonuna kadar olan dönemde Adana’da tanık olduğu, yaşadığı fıkra gibi anlatılar da kitapta yer alıyor. Şapka işaretinin kullanımı konusunda rahmetli Sakıp Sabancı’nın verdiği can alıcı örnek de kâr sözünün şapkasız yazılmaması gerektiği kuralı akıllardan çıkmayacak bir fıkraya dönüşmüş durumda.