DEPREMİN İZLERİNİ DE GÖSTERİYOR
Otelin kapısından içeriye girdiğinizde cam zeminden görünen alt kattaki muhteşem mozaikler karşılıyor sizi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilen ve Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi adı verilen arkeolojik alanın girişi ayrı. Burada Roma Dönemi’ne ait, çeşitli büyüklükteki taban mozaikleri yerinde korunarak sergileniyor. Agoranın tabanını süsleyen ve ‘dünyanın en büyük tek parça mozaiği’ olarak kabul edilen, 1050 metrekare büyüklüğündeki mozaik hem ihtişamıyla hem de MS. 600’üncü yılda yaşanan büyük depremin izlerini göstermesiyle de dikkat çekiyor. Deprem nedeniyle bir halının silkelenmesi gibi dalgalanan mozaik tarihi bir belge olarak müzede yerini alıyor. Roma dönemi villasına ait bir taban mozaiğindeki Pegasus figürü ve kazı sırasında çıkartılan Eros heykelciği, sikkeler, metal objeler, mimari parçalar ve pişmiş toprak eserler de müzede görülebiliyor.
2 BİN 300 YILLIK BİR GEÇMİŞİN İÇİNDE UYUMAK
Antik mozaiklere ve kazı alanına bakan geniş cam cephelerle donatılmış odaların kimisi St. Pierre Kilisesi’ne, kimisi dağlara, kimisi de şehir manzarasına bakıyor. Pek çok kişide olduğu gibi benim de aklıma ilk önce Müzede Bir Gece filmi geliyor. Hiçbiri gece uyandığımda canlanmasa da odanın penceresinden büyülenmişçesine taban mozaiklerinedeki kanatlı at Pegasus’a, ilham perilerine, av sahnelerinin canlandırıldığı mozaiklerdeki kuşlara, aslanlara, domuzlara bakarak bir zaman tüneline giriyorum. Sabah odamda duş alırken 2 bin yıl önce hemen alt kattaki Roma hamamında insanlar nasıl yıkanıyordu acaba diye düşünüyorum. Zeminden akıp giden su sanki Roma hamamının su sistemine bağlanıyor ve aşağıda gördüğüm antik borulardan geçip toprağa kavuşuyor. The Museum Hotel Antakya böyle bir zamansızlık hissi uyandırıyor insanda.