AVRUPA’DA II. DÜNYA SAVAŞI ANLATISININ ÇARPITILMASI
Büyükelçi Yerhov, bu duruma Avrupa’dan çarpıcı bir örnek verdi. Son birkaç yıldır bazı çevrelerin dile getirdiği iddiayı şöyle anlattı: “Rusya, Almanya ile birlikte savaştan eşit derecede sorumludur. Hitler’in sadece Sovyetler Birliği tarafından saldırıya uğramaktan korktuğu için SSCB’ye saldırmak zorunda kaldığı, zira sadece onun tarafından bir saldırı olacağından korktuğunu duyuyoruz...” Gündemdeki bu tartışma ile ilgili Aleksey Yerhov şu mesajları verdi:
YERHOV: AMAÇ NAZİZMİN MEŞRULAŞTIRILMASI
- “Bu anlatı, 1938’de Çekoslovakya’nın parçalanmasıyla sonuçlanan ‘Münih komplosu’ anlaşmasını bile aklamaya çalışıyor.
- Öyle ki ‘Münih komplosunun’ kutsallaştırıldığı, İngiltere ve Fransa’nın savaş öncesi yıllarda yürüttüğü ‘saldırganı yatıştırma’ politikasının bunlarla hiçbir ilgisi yok.
- Bu tür kışkırtmaların asıl, pek de gizlenemeyen amacı ise Avrupa genelinde giderek daha fazla destekçisi olan Nazizmin meşrulaştırılması.”
TÜRKİYE’DE TARİHİN YENİDEN ELE ALINMASI
Tarihin güncel politik çıkarlara göre yeniden yazılmasının örnekleri, Türkiye’de de karşımıza çıkıyor. Büyükelçi, üniversite yıllarındaki tarih derslerinden kendi hatırasını da paylaştı:
- “Türk halkının Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde emperyalist işgalcilere karşı verdiği İstiklal Mücadelesi’nin zaferinde belirleyici etkenin Sovyet Rusya’nın sağladığı silah, mühimmat, para vb. yardımlar olduğu o dönem herkesçe kabul gören bir gerçekti.”
Hatta Ankara’ya atanan ilk Sovyet Büyükelçisi Semyon Aralov’u 1922’de Moskova’dan uğurlarken Lenin’in söylediği şu sözler Yerhov’un zihnine kazınmış: “Kendimiz yoksul olsak da Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Türk halkı yalnız olmadığını hissetmelidir.”
Fakat aradan yıllar geçtikten sonra, Türkiye’de bir biliminsanının çıkıp Sovyetler’in Milli Mücadele’ye desteğinin “güya zamansız, yetersiz” olduğunu, bencil amaçlarla verildiğini iddia ettiğini duymak Büyükelçi’yi hayrete düşürmüş:
- “Mustafa Kemal Atatürk’e verilen altının (vagon hâlâ Erzurum’da müze olarak duruyor) Bolşevikler tarafından ‘yağmalandığını’ söylediği konuşmasını dinledim. Ve aklıma şunlar geldi: Daha sonra Akkuyu, Güney Akım ve TürkAkım hakkında da aynı şeyleri duymak zorunda mı kalacağız? Siyasetin sert, hatta bazen acımasız bir şey olduğu açık ama açıkçası bunu istemezdim.
- Ya da başka bir örnek. Ukraynalı meslektaşım saygın bir Türk gazetesine verdiği röportajda, ‘Boğazlar ve İstanbul’u işgal etme arzusunun önceden olduğu gibi Rusya’nın gündeminde kaldığını’ iddia ediyor. Bu, konjonktürel siyasi amaçlar uğruna tarihsel yorumlamaların manipüle edilmesinin klasik bir örneğidir. Bu arada, herkes sessiz, gerçekten aynı fikirdeler mi?
- Ve son olarak, konu açılmışken, şunu da okuyucularımızın bilgisine sunayım. Bu yılın ağustos ayında Ukrayna Parlamentosu, ‘Devletin Ulusal Hafıza Politikasının Esasları Hakkında Kanunu’ kabul etmiş olup buna istinaden tarihi olayların resmi yorumunu sorgulama girişimleri, çok düzeyli bir sorumluluk sistemine sahip ‘Ukrayna karşıtı propaganda’ olarak nitelendirilmiştir. Böyle bir demokrasiye, böyle bir ‘geçmişe dönük’ politika.”