Türkiye bağlamı, baskılar ve tehlikeler: Türkiye, Avrupa’nın en genç nüfuslarından birine sahip; nüfusun neredeyse 3’te 1’i 24 yaşın altında. Eğitim, yüksek riskli bir alan. LGS ve YKS gibi ulusal sınavlar öğrenciler üzerinde büyük baskı yaratıyor. Aileler özel derslere, etütlere ve yurtdışı eğitim fırsatlarına ciddi yatırımlar yapıyor. Bu ortam hem fırsatlar hem de riskler doğuruyor. Bir yandan Türk ebeveynler çocuklarının geleceğine derinden bağlı. Öte yandan öğrenciler, burs, yurt dışı yerleştirme veya denetimin zayıf olduğu özel programların peşinden giderken savunmasız kalabiliyor. Karizmatik bir danışman, öğretmen ya da “mentor” hem hırsı hem de zayıflığı kolayca sömürebiliyor. Türkiye’de istismar vakaları çoğu zaman kültürel damgalanma, utanma korkusu ya da otoritelere güvensizlik nedeniyle bildirilmez. Kızlar, aileler toplum baskısından korktuğu için sessiz kalabilir; erkekler ise gururdan ya da “onlara olamaz” inancından dolayı konuşmaz. Bu sessizlik, yırtıcı davranışlara uygun bir zemin yaratıyor.
Ebeveynlerin sorumluluğu: Ebeveynler ilk savunma hattıdır. Koruma, sorun yaşandığında başlamaz, günlük dikkatle başlar. Türk aileleri genellikle korumacı yapıdadır, ancak bazen kontrolü koruma ile karıştırırlar. Örneğin, özgürlüğü kısıtlayıp dürüst konuşmalardan kaçmak, gençlerin sosyal yaşamlarını gizlemesine yol açar ve onları gizli ilişkilere veya manipülasyona daha açık hale getirir. Bunun yerine ebeveynler güven inşa etmelidir. Kandırılma, baskı ve istismar gibi konular hakkında açıkça konuşmak rahatsız edici gelebilir ama sessizlik, çocukları hazırlıksız bırakır. Ebeveynler sınavlara çalışmanın önemini nasıl vurguluyorsa, insan davranışlarındaki uyarı işaretlerini de vurgulamalıdır. Aşırı hediyeler, gizlilik, arkadaşlardan uzaklaştırma ya da “özel” ilişkileri gizli tutma baskısı gibi.