Eliçora’nın tabakları, deneyimlerinin bir toplamı. Çalıştığı şeflerin tarzlarını ayırt edebildiğini söylemesi, mutfakta kimlik oluşturmanın önemine işaret ediyor. Tabaklarında da benzer bir çizgi arayışı var; genç şeflerle paylaştığı bu yaklaşım, onun mutfakta tutarlılık ve kişisel dil kurma çabasını gösteriyor. Eliçora mutfağını yerellik ve sürdürülebilirlik eksenine sabitliyor. Kullandığı ürünleri ‘ham malzeme’ olmaktan çıkarıp coğrafyasını görünür kılacak biçimde yorumluyor. Amaç nostalji değil; hafızadaki koku ve dokuyu bugünün tekniğiyle yeniden kurmak. Böylece tabak, üreticiyle mutfak arasında somut bir köprüye dönüşüyor.
Gelelim Serhat Şef’in bana gönderme niteliğinde hazırladığı menüye... Niğde mavisi peyniri, Bursa siyah inciri, Çanakkale domatesi, Karadeniz somonu, Mersin karidesi, Balıkesir kuzusu gibi güçlü yerel ürünlerle Türkiye’nin haritasını çizerken; İspanyol, İtalyan, Japon ve Uzakdoğu teknikleri bu malzemelere anlam veren grameri kurdu. Çanakkale domatesiyle yapılan İspanyolların soğuk domates çorbası gazpacho, sezon sonu domatesinin şeker-asit dengesini damaklarda hissettirerek aslında bir amuse bouche’un en asli görevini de yerine getirmiş oldu; damağı açmak.