BERBAT BİR BABA
◊ Bu, yönetmen Paul Thomas Anderson ile yaptığınız ilk film. Rolün size cazip gelen yanı neydi? Size “Evet, işte Paul’le çalışacağım film bu olacak” dedirten şey neydi?
- Leonardo DiCaprio: Sanırım karakterin insani yönüydü, garip bir şekilde. İnanılmaz derecede kusurlu bir kahraman ve beklenmedik seçimler vardı. Paul’ün karakterle birlikte yarattığı senaryoyu okur okumaz, bunun daha önce defalarca gördüğümüz bir klişeye doğru gidecekmiş gibi göründüğünü düşündüm. Ama film ilerledikçe karakter de gelişti. Hikâyeyi çok dramatik bir dönüm noktasına kadar getirdik ve sahada gerçek kararlar verdik. Bunlardan biri Benicio’nun girişiydi. O sahne bambaşka bir düzenek üzerine kurulmuştu ama benim karakterimle onun karakteri tamamen farklı bir yöne kaydı. Filmin sonunda da aynı şekilde, karakterin gidişatını mekânlarla beraber organik biçimde takip ettik.
Beni en çok çeken şeylerden biri, geçmişindeki devrimci becerileriyle kendini yeniden ayağa kaldıracak ve nihai kahraman olacak diye düşündüğümüz birinin hikâyesi olmasıydı. Ama aslında onun gerçek kahramanlığı, kızını korumak için durmadan, inatla ilerlemesinde yatıyor. Ayrıca karakterin olağanüstü casusluk becerileri kullanmasını bekliyorsun ama en basitinden bir şifreyi hatırlayamamasını da çok sevdim. Paul’ün yarattığı kusurlu kahraman dinamiği ve harika kurgu... Filmi yapmak inanılmaz keyifliydi. O yolculuğa çıkıp karakteri adım adım keşfetmek harika bir deneyimdi.
◊ Oyuncu olarak dağınık, pasaklı, rahat, hatta ‘Big Lebowski’ tarzı bir karakteri oynamak daha özgür hissettiriyor mu? Yani o tarz bir adamı oynamak daha mı rahatlatıcı?
- Leonardo DiCaprio: Kesinlikle öyle diyebilirim, evet. Yani dürüst olmak gerekirse, bu karakteri günümüz bağlamında yaratırken The Dude’dan (Big Lebowski) etkilenmediğimi söylesem yalan söylemiş olurum. Ayrıca Al Pacino’nun “Dog Day Afternoon” filmindeki o fanatik tavrı da çok düşündüm. Sevdiği kişiye ulaşmak, onu kurtarmak için hissettiği o saplantılı ihtiyaç...
Filmin başında Bob ve Willa’yı gördüğümüz o hayat kesitini çok sevdim. Sonrasında ütopik, mutlu bir kasaba hikâyesi yok. Tam tersine, kızından tamamen kopmuş bir baba var karşımızda. Farklı bir jenerasyon, aralarında uçurumlar var. Berbat bir baba aslında. Sonra birdenbire kendini kızını kurtarmak için inanılmaz çılgın bir durumun içinde buluyor. İşte bu da senaryonun inceliği.