Bu önemli haftayı geride bırakırken, dikkat edilmesi gereken en önemli hususun Türkiye’nin dış politikada ortaya koyduğu bütüncül tavır olduğunu ifade etmem gerekir. Gazze meselesinden ABD ile ekonomik ilişkilere, Birleşmiş Milletler sistemine yöneltilen eleştirilerden ikili işbirliği başlıklarına kadar uzanan geniş yelpaze, aslında aynı resmin parçalarıdır. Türkiye, yalnızca mazlumların sesi olmayı değil, aynı zamanda küresel düzenin meşruiyetini savunmayı ve istikrarın tesis edilmesini de üstlenmiştir. Bu da hem vicdanın hem de aklın aynı anda konuştuğu bir diplomasi tarzını göstermiştir.
Cumhurbaşkanımızın BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında öne çıkan ilk özellik, vicdani söylem ile hukuki söylemin birleşmesiydi. Gazze için dile getirilen ifadeler duygusal tepkiden öte uluslararası hukukun temel maddelerine atıf yapan rasyonel bir çağrı oldu. Bu iki dilin birleşmesi, Türkiye’yi sadece “tepki veren” değil, “çözüm öneren” bir oyun kurucu haline getirdi.
İkinci olarak, bu haftanın çizdiği tablo, sürdürülebilirlik ile yeniliğin yan yana gidebildiğini gösterdi. Ekonomide, ticarette, enerjide, savunmada ve yatırımlarda süreklilik ve açılan yeni alanlar diplomasi haftasının öne çıkan kazanımları oldu.
Üçüncü olarak, bu hafta boyunca yapılan temaslar ve verilen mesajlar, gerek müttefiklikte, gerekse de bölgenin istikrarının güçlendirilmesinde önemli adımlar olarak kayda geçti. Pek çok ikili protokolle hedefler somutlaştırıldı. Türkiye, imza attığı protokollerin her birini somut mekanizmalar, tarihler ve izlenebilir adımlar üzerinden takip edilmesi gereken meseleler olarak ortaya koydu.
Sonuç olarak bu haftadan çıkarılacak ders şudur: Türkiye’nin sesi bir çağrı olduğu kadar, bir yol haritası, bir plan ve bir vizyon ifade etmektedir. Gazze’de adalet, BM’de adil temsil ve Türkiye–ABD hattında karşılıklı faydaya dayalı ortaklık, aynı çerçevenin birbiriyle konuşan parçaları haline geldi. Türkiye olarak biz, adalet talebini bir güç gösterisi olarak görmüyoruz. Aynı zamanda bir düzen inşasını gereği olarak ele alıyoruz. Bu anlayışla, hukuku işleten, insani erişimi açan, istikrarı önceleyen, yatırımı hızlandıran, müttefikliği güçlendiren adımları atıyoruz. Küresel belirsizlikler çağında herkesin gözü karar veren ve yol açan Türkiye’ye çevrildi. Sayın Cumhurbaşkanımızın yoğun diplomasi trafiği ise bir kez daha gösterdi ki; Türkiye yön veren stratejik bir aktör olarak tarihteki yerini alıyor.