JİLET GİBİ BİR BOĞAZ AĞRISI
Peki adı gibi ürkütücü bir virüs mü? “Evet” yanıtı veriyor, Prof. Dr. Köksal. Sebebini ise şöyle açıklıyor: “Çünkü semptomlar kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Bazı kişilerde önce jilet gibi bir boğaz ağrısı, ses kısıklığı, sırt ve eklem ağrıları, ateş ve akabinde şiddetli ishal bazılarında da tam tersi; önce ishal sonra diğer şikâyetler görülebiliyor. COVID 19’un bu yeni varyantları her zaman hafif seyretmiyor. Frankenstein ismi de bu varyanta zaten kliniği ağır seyredebildiği için verildi. İleri yaşlar ve eşlik eden hastalıkları olanlarda hastaneye yatış gerekebiliyor. Hastalık sonrası, bizim post COVID dediğimiz dönemde ise yine özellikle bağışık sistemi baskılanmış olanlarda mantardan tut zonaya kadar diğer enfeksiyonlarda alevlenmeler de görülebiliyor. Yani kendisi gibi başka hastalıklara kapı açması da riskli.”
MASKE-MESAFE VE HİJYENİ UNUTTUK
Türkiye’de maske- mesafe- hijyen kuralının uzun zaman önce rafa kaldırıldığını da hatırlatan Prof. Dr. Köksal, ‘nasıl korunmalıyız?’ soruma ise “Aşı yok! Maske-mesafe-hijyen yok! En başa döndük yani. Çoğumuzun bağışıklığı ya COVID-19 geçirdiği ya da aşı yaptırdığı için virüslere nispeten dayanıklı. Fakat tüm bunlar yeni varyantlara karşı ‘tam’ bir koruma sağlamaz, sadece ‘kısmi’ korur. Bu yeni varyant, çocuklar ve gençlerde daha hafif seyrediyor. Fakat bulaşı hızlandıran en büyük grup da onlar. Kış iyice bastırdığında daha büyük artış olmasından endişeliyim. Dolayısıyla maske-mesafe ve hijyen kurallarına dikkat etmeli, semptomlar varsa mutlaka bir COVID testi yaptırmalı. Şu an hasta istemedikçe COVID testi yapılmıyor maalesef. Ama semptomlar enflüanzaya da benziyor. Dolayısıyla bu noktada uygulanabilecek yanlış bir tedavi; örneğin antibiyotik kullanımı, hastalar için başka riskleri de beraberinde getiriyor. Yanı sıra hazır mevsimi, risk gruplarına ve çocuklara grip aşısı yapılmasını da kesinlikle öneririm” yanıtını veriyor.