Bodrum’un denizi bizim başyapıtımız
İKİ yıl önce Dubai’de buluştuğumuzda, Silvio Ursini’nin Türkiye’yle ilgili düşüncelerini dinlemiştim.
Ursini; Bvlgari’nin Başkan Yardımcısı ve Bvlgari Hotelleri’nin kurucusu.
O günlerde Bodrum yatırımı yeni başlamıştı.
Heyecanlıydı, çünkü Türkiye onlar için sadece yeni bir pazar değil,
uzun süredir aranan bir anlamın adresiydi.
Milano, Bali, Londra, Pekin, Dubai, Şanghay, Paris, Roma, Tokyo...
Hepsi vardı.
Ama Türkiye; başka bir hikâyeydi.
“Anadolu’nun bir kültürü, bir estetiği, bir duygusu var” diyordu Ursini.
Ve ekliyordu.
“Bunu bütün dünya biliyor.”
Sohbet sırasında Andy Warhol’un o meşhur cümlesini hatırlattı.
“Bvlgari, çağdaş sanatın en önemli müzelerinden biridir.”
Bu sözü öylesine değil, bir manifesto gibi yorumluyordu.
Çünkü ona göre Bvlgari yalnızca bir mücevher evi değil, kültür ve estetiğin küresel temsilcisiydi.
Ve şimdi o temsilin bir durağı Bodrum olacaktı.
Geçtiğimiz günlerde yeniden buluşup konuştuk.
Artık proje görünür hale gelmişti, maketler gerçeğe dönüşüyordu.
Ursini gülümsedi.
“Bodrum’un denizi bizim başyapıtımız” dedi. Ve ekledi.
“Türkiye, dünyanın yeniden keşfetmesi gereken bir ülke. Türkiye’ye gelmek, eve dönmek gibi...”