SEVGİ TESTİ: KAFASINA KOYDUĞU KADEHE OK ATMAK
Yine çok içilen gecelerden biri. Yer Cüneyt Arkın’ın evinin arka bahçesi. Bu kez elindeki yayla Selim İleri’nin kafasına koydurduğu bardağa ok atar sevgi testi olarak: “Başıma bardağı koymamı istediğinde ‘Niçin istiyorsun?’ diye sormuştum. Beni de alıp götüren çılgınlığa yanıtındı! ‘Bu dünyada beni seven tek kişi olduğuna inanacağım...’ ‘Peki Cüneyt, alnımı delebilirsin!’ Yayı gerdin. Bardak kırılarak fırladı-fırlayarak kırıldı... O an yanımdaydın. O an sımsıkı, soluk aldırtmazcasına sarıldın; ‘Beni affet!’ diyordun, ‘Ne olur affet!’ Mutluydum; ‘Bu anı bekliyordum. Bu dünyada seven biri olduğuna inanmanı istemiştim.’ ‘Neden izin verdin? Neden izin verdin?’ ‘Çok yalnızız ikimiz de...’ 2018’de televizyonda beni görmek istediğini söylerken bu geceyi anıyordun herhalde.”
Bütün şöhretine rağmen çekingenliğini üzerinden atamadığını kendisine Cüneyt Arkın’ın “Çekingenlik bende hep sürdü” dediğini anlatıyor Selim İleri. Bir dönem çok içki içmesini, sete sarhoş gelmesini bu özelliğine bağlıyor. Araları açıldıktan sonra yazdığı Saz Caz Düğün Varyete kitabındaki alkolik operacı tipini de Cüneyt Arkın’dan esinle yarattığını üzülerek anlatıyor: “Saz Caz Düğün Varyete: Yazdıklarına şimdi git üzül. Acaba okudu mu? Okusaydı da televizyonda söylediklerini yine söyler miydi? Söylerdi... Her defasında hoş gören, vazgeçmeyen, bağışlayan o oldu. Yeşil içki şişesiyle onun başına vurunca yalnızca kırgın, darılmış bakmıştı sana, bunu niye yaptın gibisinden; o da birkaç an, kıp kısa bir an, acıyla gülümsemişti. Sen hâlâ şişeyi tutuyordun. Sana bakmış bakmış, gülümsemiş, ‘Cüneyt değil, Fahrettin değil, Taş kafa Nuri!..’ demişti. ‘Taş kafa Nuri!’. ‘Taşkafa Nuri’yle yetinmemiş, ‘Herkes bilir Edip Cansever’in şiirini’ diye eklemişti. Hâlâ yankıyor o gece, hâlâ gülümsüyordun. Pişman, utançlı, kaçıp gitmek isteyen bendim. Suskunluğum, tutukluğum karşısında sevecen gülümsüyordun.
Ve başka gece: Camdan, balkon kapısı, şangır şungur dışarı çıkışımız, yüzümüzde derin kesikler; ertesi sabah sen kamera karşısında, Günahsızlar’ın çekimi ve her şeye rağmen çok mutlu sırdaşlardık. ‘Yüzün Kızılırmak!’ demiştim. Gülüyorduk. (Gözyaşlarıma aldırmıyorum. Şimdi yine gülüyoruz o dinmeyen geçmiş zamanın anısında.) ‘Yüzün Kızılırmak!’ ‘Seninki sanki Yeşilırmak!’”