‘Bir Yıldız Doğuyor’ tadı var
‘Güller’ elbette zamane dinamiklerini göz önüne alarak yola çıkmış bir film. Senarist McNamara’nın feminist bir kimlikle donattığı Ivy üzerinden modern bir profil izliyoruz. Giderek işi önemseyen ve çocuklarının gelişimini koşullar gereği eşine bırakmak zorunda kalan bir karakter var karşımızda. Ama ne yazık ki bir süre sonra işkoliklik yaralayıcı bir meseleye dönüşüyor ve öykü onu, çocuklarının sevgisini kaybeden bir anne cephesine taşıyor. ‘Güller’ aslına bakılırsa bence bir yanıyla ‘Bir Yıldız Doğuyor’ (A Star is Born) anlatılarının yeni bir versiyonu havasına da ulaşıyor.
İş hayatında yükselirken sevgiye ve şefkate olan ihtiyacı giderek artan bir kadın ve onun narsisizm yüklü kocası arasında biçimlenen gidişatıyla ‘Güller’, ‘her şey dozunda olmalı’ gibi bir ‘kıssadan hisse’ye sahip. Ama öte yandan bu film Ivy-Theo ikilisinin çevresinde olan iki çiftle birlikte aynı zamanda ana karakterlerin İngiliz olmasından kaynaklı bir Britanya-Amerika ekollerinin çatışması, kültürel farklılıklar, profiller vs. gibi noktalar üzerinden gelişen kimi vurgulara ve çelişkilerden doğan esprilere de alan açıyor.