Kapanmamış bir parantez
Hikâyenin ana motifleri gibi görünen iki kız kardeşten Alberta’yı ziyarete gelen doktor Leonardo Cavani’nin eski bir yaranın hâlâ kapanmamış parantezi olduğunu görüyoruz. Bilindiği gibi Ferzan Özpetek, Douglas Sirk, Rainer Werner Fassbinder ve Pedro Almodóvar gibi melodram ustalarının çizgisinde bir üslubun sahibidir. Filmin sonlarına doğru beliren Alberta’yla Leonardo arasındaki bağlantının giz perdesi netleşirken ‘Elmaslar’ın melodrama en çok göz kırpan yanları da kıyıya vuruyor. Gabriella’nın beş yıl önce yaşadığı trajedi de benzer dokunuşlara sahip.
Öte yandan kötü pişirilmiş bir risotto bahanesiyle kocası tarafından şiddete uğrayan ve nihayetinde kendi başkaldırısını gerçekleştiren Nicoletta; annesinin bırakacak kimsesi olmadığı için terzihanede gizlice barınan çocuk (babası Türk olan Simone); çekilecek filmin kadrosundaki, sinemadan gelen Sofia Volpi’yle tiyatro kökenli Alida Borghese (birbirlerine karşı kıskançlık içeren salvolarını izlemek keyifli); mutfaktan sorumlu Silvana (olası her kasveti ortadan kaldıran bir pozitifliği ve sevimliliği var); ‘azgın’ bir kadın profilindeki Fausta; polisten kaçarak aralarına sığınan ve geceleri kostümlere yaptığı müdahaleler sabah olunca merak uyandıran ve beğenilen ‘devrimci’ Beatrice; Nina, Eleonora, Carlotta vs. Canova Terzihanesi’nin emekçileri olarak beliren isimler.
En çok hasılat yapan filmi
Erkeklerin bir anlamda ara rollerde göründüğü, çok sayıda ‘elmas’ın parladığı, bazı yanlarıyla bende François Ozon’un ‘8 Kadın’ (8 femmes) filmini çağrıştıran (bir İtalyan sinema yazarı da aynı vurguyu yapmış, yani yalnız değilim bu konuda) ‘Elmaslar’, Özpetek’in dingin anlatımıyla şimdiki zamanın hızına ayak uydurmayı reddeden bir öykü anlatıyor (hoş, terzihanede çalışanlar kostümleri filme yetiştirmek için harıl harıl çalışıyor, orası ayrı).
Öte yandan Özpetek, İtalyan Vogue dergisine verdiği söyleşide şöyle bir açıklamada bulunmuş: “Filmim aynı zamanda hem zengin stil geleneğine hem de zarafete ve işçiliğe bir övgü. Bu bağlamda Luchino Visconti’nin ‘Leopar’ında (Il gattopardo, 1963) Claudia Cardinale’nin ve ‘Ludwig’inde (1973) de Romy Schneider’ın giydiği orijinal kostümleri göstermek istedim.” Bu yanıyla ‘Elmaslar’ Vogue’daki yazıyı kaleme alan Alice Abbiadati’nin de belirttiği gibi sadece kostümlerin değil, aynı zamanda bu küçük-büyük başyapıtları yaratmak için harcanan zamanın da kıymetini göstermiş. Tema müziğine Giuliano Taviani-Carmelo Travia ikilisinin imza attığı, arada Patty Pravo’nun ‘Gli occhi dell’amore’siyle (1968), Mina’nın ‘Mi sei scoppiato dentro il cuore’ (1966) şarkılarını dinlediğimiz ‘Elmaslar’ aynı zamanda İtalyan sinemasının üç ‘diva’sı Mariangela Melato, Virna Lisi ve Monica Vitti’ye adanmış.
Peki ya yönetmenin alameti farikası niteliğindeki büyük ziyafet masaları? Merak etmeyin, girişte ve finalde iki büyük masaya davet edileceksiniz.
Alberta’da Luisa Ranieri’yi, Gabriella’da Jasmine Trinca’yı, yönetmen Lorenzo’da Stefano Accorsi’yi, Nicoletta’da Milena Mancini’yi, Giuseppina’da Sara Bosi’yi, Beatrice’te Aurora Giovinazzo’yu, Bianca Vega’da Vanessa Scalera’yı, Olga Hala’da Milena Vukotic’i izlediğimiz filmin yapım tasarımına Deniz Göktürk Kobanbay imza atmış.
Son bir not: Senaryosunu yönetmeniyle birlikte Carlotta Corradi ve Elisa Casseri’nin kaleme aldığı ‘Elmaslar’, Ferzan Özpetek’in en çok hasılat yapan (2,6 milyon kişi izlemiş) filmi olmuş.