‘Kadınlar sadece benim değil hayatın elmasları’
Filmleri tüm dünyada büyük ses getiriyor. Kitap yazıyor, çok satıyor; sahnelediği işler kapalı gişe oynuyor. İtalya’da bazı restoranlarda filmlerinden yola çıkarak büyük yemek masalarına ‘Ferzan Özpetek Masası’ adı veriliyor. 100 ülkede gösterime giren yeni filmi ‘Elmaslar’ bu hafta bizde de vizyonda. Ferzan Özpetek’le buluşuyoruz, onunla bir terzihaneyi merkezine alan ve 18 kadın oyuncuyla birlikte bir dolu hikâyeyi nakış gibi işlediği filminden yola çıkarak; biz olmayı, kadınları, aşkı, hayatını ve sinemasını konuşuyoruz: “Filmlerimi mesaj vermek için yapmıyorum, hiçbir zaman da yapmadım. Benim mesajım sadece duygular.”
Ferzan Özpetek yeni filmi ‘Elmaslar’da harika görüntüler, renkler, ışık detayları, şahane müzikler, kostümler ve çarpıcı insan hikâyeleriyle izleyeni büyülüyor. Onu filmin Türkiye galası için yaşadığı İtalya’dan İstanbul’a geldiğinde yakalıyorum. Bütün başarılarına rağmen asla egolu değil. Sanki dünyaca ünlü bir yönetmenle değil, çok yakın bir arkadaşınızla karşılaşmışsınız gibi hissettiriyor. Filmlerindeki gibi duygularıyla hareket ediyor, onu da karşısındakine geçiriyor. Başlıyoruz muhabbete.
◊ Bu hafta vizyona giren ‘Elmaslar’ filmi bize ne söylüyor?
Şimdiye kadar çalıştığım kadın oyuncularla bir film yapmak istiyordum. Nasıl yapacağım, neyi anlatacağım, çocukluğumla ilgili mi, gençliğimle ilgili mi olacak derken, 16 yıl süren yönetmen yardımcılığım sırasında gittiğim terzihaneleri ve orada yaşananları anlatmaya karar verdim. O zamanlar sinema için hazır kıyafetler alınmaz, dikilirdi. Gittiğim yerler arasında ‘Trelli’ terzihanesi vardı. Orada Oscar’lı kostümcülerle tanıştım. Aralarında dört Oscar almış kostümcü bile vardı. Mesela Piero Tosi vardır, Visconti’nin (İtalyan yönetmen Luchino Visconti) kostümcüsü, çok iyi arkadaş olmuştuk.
Sinemaya başladığım zaman İtalya’da insanların bana söylediği şey “Televizyonda bir filme rastlıyorum, ‘Bu Ferzan Özpetek filmi’ diyorum, renginden, çekiminden, ışığından anlıyorum” oluyordu. Sonra fark ettim; o terzideki insanlarla çalışmam, oralara gidip gelmem, bir yerde bana detayı, renk ve ışığın önemini öğretti. Bazen diyorum ki: “Biriyle buluşacaksanız, randevunuz varsa, doğru dürüst bir yerde oturun, ışık üzerinize güzel gelsin. Çünkü ışıkla insan çok güzel de çok çirkin de olabiliyor.”