HAYAT KENDİN GİBİ OLMAKTAN GEÇİYOR
Galiba şöyle bir döneme giriyoruz.
Sabah evden çıktık; bisikletimize bindik ya da yürüyerek işimize gittik.
Bütün gün çalıştık.
Akşam da resmi bir toplantıya gideceğiz.
Küçük bir torbanın içinden çıkan ceketi giydik.
Sabahtan giydiklerimiz kırışmıyor, eskisi gibi ütü istemiyor, bizi terletmiyor, üzerimizde ağırlık yaratmıyor.
Artık insanlar rahat ve aynı zamanda şık olmayı istiyor.
Bütün markalar bu yeni döneme, yeni anlayışa doğru hızlı bir geçiş yapıyor.
Galiba yeni çağın modası, sadece giyinmek değil, hayata konforla katılmak üzerine.
Bir ceket artık sadece kumaş değil; içinde teknoloji, sürdürülebilirlik, özgürlük var.
Kravatın yerini bir mendil, ağır takımların yerini hafif bir özgüven aldı.
Ve galiba artık şıklık, kendin gibi olmaktan geçiyor.
KRAVATIN SESSİZ VEDASI
Geçenlerde Boğaziçi Ventures AI Summit 2025 yapay zekâ zirvesine katıldım.
Salon tıklım tıklımdı, bine yakın insan...
Oradaki konuşmalar kadar kıyafet tercihleri dikkatimi çekti.
Uzun zamandır resmi toplantılar dışında kravat takmıyorum.
Ceketimin sol üst cebine bir mendil koyuyorum, o benim için artık kravatın yerini tutuyor.
Biraz daha özgür, biraz daha sade ama hâlâ özenli...
Bu yıl fark ettim.
Salonda takım elbiseyle gelen erkeklerin sayısı yok denecek kadar azdı.
Kravat takan birkaç kişi vardı; onlar da ya bankacılardı ya da konuşmacılar.
Geri kalan herkes; teknoloji yöneticileri, yatırımcılar, girişimciler rahat ama şık bir tarzı benimsemişti.
Artık o eski “resmiyetle ölçülen” şıklık yerini başka bir kültüre bırakıyor.
Bir zamanlar statü göstergesi olan takım elbise, şimdi yerini rahatlıkla tanımlanan bir zarafete bırakıyor.
Ben mi?
Ben hâlâ takım elbise giymeyi seviyorum.
Bir kumaşın duruşunda, bir ceket dikişinde hâlâ bir zarafet görüyorum.
Ama o kravat...
O artık sadece dolabın bir köşesinde, eski bir dönemin sessiz hatırası gibi duruyor.