KUTUPLAŞMA ARTTI HUZUR BOZULDU
Huzurlu ortam 1970’lerin sonunda dağılmaya başlıyor: “İlk çocukluk yıllarım Türkiye’de terörün zirve yaptığı, bazı illerde katliamların yapılmaya başlandığı, herkesin mahallelere sıkıştığı bir döneme denk geldi. Özellikle Alevi öğretmenlere yönelik saldırılar artmıştı. Siyasetle tanışmam biraz da bu dönem oldu; bütün bu politik çalkantıları da çocuk gözüyle görerek siyasete merak duyuyordum. O kutuplaşmayı büyüklerinizle bizzat yaşadığınızda, evde konuşulduğunda, televizyon açıksa haberleri aldığınızda siyasetin sizin de ilginizi çekmemesi mümkün değildi. Sadece ben değil, etrafımdaki her çocuk ve genç, o politik iklimden derinden etkileniyordu. 10-15 yaş büyüklerim daha çok sosyalist hareket içindelerdi. Çoğunun yaşamı ortasından kırıldı, çok mağdur oldular.”
2)- BASKICI DARBE YILLARI
Emir, “Maraş katliamından sonra Malatya, Çorum, Maraş gibi illerde toplumsal bloklaşmaların artmasıyla küçük kentlerden büyük kentlere göçler başladı” diye devam ediyor: “Ailem çocuklarını sağ salim okutmak, Cumhuriyet aydınlanmasına uygun modern yaşama bir ucundan tutunmak gayretindeydi. Büyük ablam üniversiteyi kazanmıştı. Biraz da küçük kentin kutuplaşmasından kurtulmak için 1979 yılında ailece Ankara’ya taşındık. 1980 darbesi Türkiye’deki toplumsal kutuplaşmayı ve silahlı çatışma ortamını bitirmiş olmakla birlikte özgür düşüncenin ve siyasal yaşamın da üstünden geçti. Televizyonda sürekli üniformalarıyla orgeneralleri gördüğümüz, herkesin devletten korktuğu, birçok kişinin işinden atıldığı, cezaevine girdiği baskıcı bir dönemdi. Özal’lı yıllar benim lise ve üniversite dönemime denk gelir.”
3)-TIP FAKÜLTESİNE GİREN İLK ÖĞRENCİ
Aile, Ankara’da Keçiören’e yerleşiyor. Emir, ortaokula İncirli Lisesi’nde başlıyor: “O yıllarda Keçiören daha çok ‘getto’ sayabileceğimiz, şehrin çeperinde kalmış, Malatyalı, Sivaslı, Yozgatlı, daha çok Alevilerin yoğunlaştığı bir semtti. İncirli Lisesi de o baskıcı ortamda bile çocukları daha demokrat ve özgürlükçü yetiştirmeye çok özen gösteren idealist öğretmenlerin olduğu bir yerdi. Onlar da daha çok itilmiş, bir kenarda bırakılmış öğretmenlerdi… Derslerim iyiydi ama okul akademik olarak Türkiye’nin Hakkâri Lisesi’nden sonra en gerideki ikinci lisesiydi. Bizim liseden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne giren ilk çocuk bendim…”