Metin, Osmanlı Padişahı Abdülhamid'in dönemi ile Kıbrıs'ın tarihi ve siyasi gelişmeleri arasında bağlantılar kurarak Türkiye'nin Kıbrıs'taki durumu ve politikaları üzerine eleştirilerde bulunmaktadır. İşte Türkçe açıklaması:
Abdülhamid, Sultan Abdülaziz’in devrilmesine yol açan donanmayı Haliç'e hapseder ve bu donanmanın çürüyüp etkisiz hale gelmesine neden olur. Eğer donanma kontrol altında tutulmuş olsaydı, bazı toprakların kaybedilmesi söz konusu olmayacaktı.
Zamanla, 16 Ağustos 1960'ta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edilir. 20 Temmuz 1974’te ise Türkiye, Garanti Antlaşması haklarını kullanarak Kıbrıs Barış Harekâtı'nı başlatır; bu harekât sonucunda adanın yaklaşık %37'si Türk kontrolüne geçer.
13 Şubat 1975'te Türkiye, ABD'nin uyguladığı ambargoya sert bir yanıt verir ve Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni kurar. Ardından, 15 Kasım 1983'te Rauf Denktaş liderliğinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edilir.
2002 yılında Türkiye'de iktidar değişikliği olur ve Kıbrıs politikasında esnek bir dönem başlar. Bu süreçte, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dışlanır ve devre dışı bırakılır. Türkiye’nin ve KKTC’nin kazanımlarını yok eden, iki kesimli, iki toplumlu federasyonu öngören “Annan Planı” kabul edilir. Ancak, buna rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 1 Mayıs 2004'te Avrupa Birliği'ne tam üye yapılır.
2017'de Crans-Montana Zirvesi düzenlendiğinde, Türkiye özellikle “Güvenlik ve Garantiler” konusunda bazı tavizler vermeye hazırdır; ancak bu zirve sonuçsuz kalır.
Şu anda, GKRY'nin uluslararası destek alması ve Türkiye'nin tehdit altında bulunması aşamasında, Türkiye KKTC'deki seçim sonuçlarını tartışmaktadır. Oysa seçim sonucu, “iki devletli çözüm” veya “federasyon” tercihinden ziyade, Türkiye'nin iç ve dış politikalarının istenmediğinin açık bir göstergesidir.
Türkiye, seçim sonuçları yerine Kıbrıs Rum Yönetimi'nin NATO üyeliği konusunda hızla ilerlemesini engellemenin yollarını aramalıdır.🤭