Bazı yapımcılar, Trump dönemi Amerika’sını daha sahici bir mercekle anlatmayı seçti. Bunun en yeni örneklerinden ikisi HBO’nun mini dizisi “Task” ile FX’in drama serisi “The Lowdown” oldu. İkisi de farklı coğrafyalarda geçse de özünde benzer damara sahipti. Kırmızı eyaletlerin (Cumhuriyetçilerin yaşadığı yerler kırmızı, Demokratlarınki mavi renkli çizilir) hayat mücadelesini içeriden, tüm çelişkileriyle anlatmak.
Task, Pennsylvania’nın çökmüş sanayi kasabalarında, ufukta gri gökyüzünün eksik olmadığı bir arka plan sunuyor. Mark Ruffalo’nun canlandırdığı alkolik FBI ajanı, gündüzleri çöp toplayıcılığı yapan, geceleri ise uyuşturucu tacirlerini soyan bir kişinin peşine düşüyor. Task, yönetmenin önceki işi “Mare of Easttown” (Kate Winston) gibi, bölgenin kültürel dokusunu iliklerinize kadar hissettiriyor.
“The Lowdown” (Ethan Hawke) ise Oklahoma’nın en kırmızı bölgelerinde geçen bir suç ve siyasi entrika öyküsü. Her iki yapım da arka planda büyük laflar etmeden aynı soruyu sorduruyor... “Bu insanlar neden bu halde?”
Aslında Trump’ın yükselişinin ayak sesleri, 2008-2014 arasında yayınlanan “Sons of Anarchy”de duyulmuştu. California’nın kuzeyinde bir motosiklet kulübünün suç dramasını anlatan bu dizi, öfkeli beyaz erkek ve onların karılarının dünyasını perdeye taşıyordu. Devlete güvenme, ailene güven. İşte o kadar.
Amerikan sağına göz kırpan TV yapımlarından bahsederken, efsanevi Dallas’ı unutmamak gerek. 1978’de başlayıp 1991’e dek süren Dallas, Reagan döneminin muhafazakâr yükselişiyle adeta ulusal bir takıntıya dönüştü.
Teksas’ın petrol zengini Ewing ailesinin entrikalarla dolu hikayesi; Vietnam yenilgisi, ekonomik durgunluk, rehine krizleriyle bunalan 70’ler Amerikası’nda bir kaçış fantezisiydi.
Dallas, seyirciye bir sürü paranın ve gücün olduğu başka bir dünyanın kapılarını açtı.
1980’deki “J.R.’ı kim vurdu?” bölümü ABD’de 83 milyon kişi tarafından izlendi. O dönem ABD nüfusunun üçte birinden fazlası.
Gerçekten de Dallas, 70’lerin ‘mağduriyet psikolojisinden’ 80’lerin ‘başarı ruhuna’ geçişin prototipi gibiydi.
Bugün, Trump sonrası Amerikan televizyonu hâlâ aynı soruyla boğuşuyor.
“Ekrandaki Amerika, sandıktaki Amerika’yı anlayabildi mi?”
Eğer sadece kaçış arıyorsanız, bu yapımlar size fazla gerçek gelebilir. Ama hem kaliteli hikâye izleyeyim hem de Trump’ın Amerikası’nı anlamak istiyorum diyorsanız, yukarıda saydıklarım biçilmiş kaftan.
Yani ilaç niyetine değil, gerçekten keyif alarak izleyebileceğiniz işler. 🙄