Güney Kore ise aynı dönemde, eşzamanlı olarak, başkent Seul’ün ortasından geçerek ülkeye hayat veren Han Nehri’nden ilham alıp, “Han Nehri Mucizesi” denilen atılımlara başladılar, saçma sapan politikacılardan kurtulup, liyakatli insanları ülke yönetimine getirmeyi başardılar, devletin kıt kaynaklarını seferber edip, ithalata son vermek için, yüzde yüz Kore malı üretmek için, otomotiv sanayii teşvik planını devreye soktular.
Dört yıl gibi çok çok kısa sürede, Güney Kore’yi Hyundai sayesinde, Japonya’dan sonra Asya’nın ikinci bağımsız üreticisi haline getirdiler.
Akıl’ı, bilimi, liyakatı, ulusal şuur’u tercih eden Güney Kore’ye, kader de yardım etti... 1973’te Arap-İsrail savaşı patlayınca, petrol fiyatları da patladı, petrolün varili 4 dolardan 12 dolara fırladı, su gibi benzin tüketen bol silindirli Amerikan otomobilleri yerine, benzini adeta koklayarak tüketen Japon ve Güney Kore otomobilleri kıymete bindi. Yüzde yüz yerli malı Hyundai işte tam o dönemde dünyaya açıldı, önce Demir Perde ülkelerine, hemen ardından Latin Amerika pazarına girdi, otomobil yetiştiremez hale geldi, demeye kalmadı Kanada’ya, demeye kalmadı Avustralya’ya, oradan adım adım Avrupa’ya daldı, neticede yıktı geçti, ABD’yi bile fethetti.
Anadol tarihten silindi, müzede sergileniyor.