‘Ayna tersine çevrildi’
O yıllarda Türkiye gastronomisi adını yeni yeni duyuruyordu. Bir yanda fine dining’e yönelen genç şefler, öte yanda hâlâ turistik klişelerle anılan bir mutfak algısı... İşte tam o dönemde Gastromasa küçük bir kıvılcım gibi parladı. O sahnede Massimo Bottura’dan Alex Atala’ya, Andoni Luis Aduriz’den Vladimir Mukhin’e kadar dünyanın farklı köşelerinden gelen şefler, ilk kez bizlerle aynı dili konuştu: Yemeğin evrensel dili. Gökmen’e göre mutfakların dili farklı olsa da özü aynı: “İyi bir mutfağın temelinde her zaman saygı vardır. Ürüne, doğaya, geleneğe duyulan saygı.” Bu cümle, aslında Türkiye’nin gastronomik dönüşümünün de özeti. Çünkü biz, uzun yıllar boyunca dünya mutfaklarını hayranlıkla izlerken, kendi ürünlerimizin arkasındaki hikâyeyi görmezden geldik. Oysa artık bu ayna tersine çevrildi. Üreticinin emeği sahneye, yerel malzemenin potansiyeli küresel diyaloğa taşındı. Bu yüzden diyorum ki: Gastromasa sadece bir konferans değil; Türk gastronomisinin kendine yeniden ayna tuttuğu bir sahne oldu.
10 yıl boyunca en unutamadığı anı sorduğumda, kulağında hâlâ Massimo Bottura’nın o cümlesi çınlıyor: “Atıkları çöpe değil, yaratıcılığa dönüştürün.” Bu söz, sadece mutfağa değil, Türkiye’nin gastronomi yolculuğuna da uyuyor. Bir zamanlar göz ardı edilen potansiyel, bugün üreticiden şefe uzanan bir yaratıcılık zincirine dönüştü. Alex Atala’nın bir üreticiyle sohbetinde söylediği şu cümle de onun için hâlâ çok çarpıcı: “Bu topraklar dünyanın en büyük mutfağına sahip ama siz farkında değilsiniz.”
Gökmen Sözen bu 10 yılı anlatırken bir cümle kuruyor ki, aslında her şeyin özeti: “Gastromasa bana en çok insanı anlamayı öğretti.” Bu da demek oluyor ki 10 yıl boyunca dünyanın dört bir yanından gelen şeflerle, üreticilerle, gazetecilerle, markalarla aynı masada oturmak insana şunu öğretiyor: Yemek bir empati biçimidir.
Bir hayal olarak başlayan bu yolculuk bugün bir gerçekliğe dönüştü. Artık hedef Türkiye’nin değil, dünyanın dört bir yanındaki gastronomi topluluklarını kalpten birbirine bağlayan küresel bir ağ kurmak. Tüm bu hikâyeyi izleyen biri olarak ben şunu söyleyebilirim: Gastromasa’nın asıl başarısı, yalnızca yıldız şefleri Türkiye’ye getirmesi değil, bu ülkenin gastronomi hikâyesini dünyaya anlatabilecek bir dil kurabilmesidir.