Mesela arkadaşım Edward Norton geçen yılki Bob Dylan filminde olağanüstüydü. Pete Seeger rolünde ruhani bir aydınlık, manevi bir parıltı yakalamıştı. Jon Landau’nun da kendine has böyle bir özelliği var. Geçen gece Bruce, Academy Museum Gala’da sahne aldı ve ben Jon’la birlikte oturuyordum. Bruce üç şarkı çaldı. Ve Jon’un -ki neredeyse 60 yıldır Bruce’u izliyor- yüzünde sadece bir gülümseme yoktu, sanki bütün varlığı aydınlanmış gibi bir ifade vardı. Ağlıyordu... Hâlâ o kadar derin bir sevgi, bağlılık ve hayranlık hissediyor olması bana inanılmaz geliyor.
Role dönersem; yapmaya çalıştığım tamamen karakterin içinde kaybolmak. Eğer kendini kaybetmiyorsan işte o zaman sorun var demektir.
Jon Landau, “Rock and roll’un geleceğini gördüm ve onun adı Bruce Springsteen” sözüyle ünlüydü. Bu inanç sizin için ne ifade ediyor?
- 1974’te Jon, Amerika’nın önde gelen rock eleştirmenlerinden biriydi. Bruce’un Massachusetts-Cambridge’te verdiği konseri izledi ve şöyle yazdı: “Rock’n’roll’un geleceğini gördüm ve onun adı Bruce Springsteen.” Bu, dünyada yankı uyandıran bir söz oldu. Hayatlarını öyle bir şekilde değiştirdi ki, bunu önceden tahmin etmeleri mümkün değildi. Jon ilk zamanlarda şöyle yazmıştı: “Müziği, hayatın gıdasıymış gibi tüketirim.” Müziğe olan bağlılığı tamdı. Bruce’a olan bağlılığı da öyle. Jon’un Bruce’a bağlılığında saflık var. Jon denemelerinden birinde şöyle yazmıştı: “İşe tutku yoksa, bağlılık olmaz. Eğer işine bağlılık yoksa, hiçbir şey olmaz. Ne itici güç, ne enerji, ne disiplin, ne yoğunluk ve ne de dürüstlük.” Ben de buna inanıyorum. Yani, o bağlılık, disiplin, yoğunluk ve dürüstlük trenine ben de bindim. Olaya kişisel olarak böyle yaklaşıyorum.
Jon Landau, Bruce’un gölgesinde kalan ama onun kariyerinde belirleyici rol oynamış biri. Sizce Landau hak ettiği değeri yeterince görüyor mu?
- Bir oyuncu olarak adeta bir dedektif gibi olmalısınız. Jon Landau’yu bulmak için çıktığınız o yolculukta ipuçları ararken sizi Bruce Springsteen’e yönlendiren bir tabela görüyorsunuz adeta. Ve işte bu farkındalık, yani her yolun sonunun Bruce’a çıkması benim için çok önemli bir bilgi oldu. Kesinlikle haklısınız. Jon pek çok yönden kendi çıkarlarını ya da bireysel kimliğini bir kenara bırakmış ve bunu Bruce’un hizmetine sunmuş. Aslında ben müziğin hizmetine olduğunu düşünüyorum. Onları yakından tanıdığınızda, yaptıklarına derin bir ruhsal boyutun eşlik ettiğini görüyorsunuz. Elbette insanları eğlendirmek, duygulandırmak istiyorlar ama bunun da ötesinde, çok daha derin bir şey yapıyorlar. Bence bu, insanları bir araya getirmekle ilgili, özellikle de bu kadar bölünmüş bir dünyada. Bruce tarafsız biri; herhangi bir grup ya da kesim için çalmıyor. Bu müziği herkes için yapıyor.