Jon’un geçmişine baktığımızda, onun da müzikle benzer bir bağ kurduğunu görüyoruz. Gençliğinde gitar çalardı, müzisyen olma hayalleri vardı. Jon bir efsane. Ama egosunu ve özlemlerini bir kenara bırakıp kendini Bruce’un hizmetine sunmuş.
SETE ADIM ATTIĞIMDA JON LANDAU’YDUM
◊ Oynadığınız rollerde kendinizi kaybettiğinizi söylediniz. Canlandırdığınız kişiyle konuşabilmek işi biraz zorlaştırıyor mu diye merak ettim. Kurgusal bir karakter olduğunda, bir rolde kaybolmak daha mı kolay?
- Oyuncu olarak göreviniz, kendinizde bir inanç duygusu da yaratmak. Ben sete adım attığımda Jon Landau’yum. Ama gerçek Jon Landau sette karşımda durduğunda biraz kafa karıştırıcı oluyor.
Eğer yaptığın şeye tamamen odaklanmışsan, etrafındaki her şey zaten kaybolur. Bu yüzden, Bruce ve Jon setteyken bile, aslında onların orada olduğunun pek farkında değildim.
Mesela bir sahnede, senaryoda yazılandan daha fazlasını söyledim, çünkü daha fazlasını söylemem gerektiğine dair güçlü bir his vardı içimde.
O sahne için filmde yer almayan ama okuduklarımdan, öğrendiklerimden edindiğim izlenimlerden yola çıkarak bir tür monolog yazdım. Yönetmenimiz “Bruce yapmanı istemiyor. Çok abartılı görünüyor” dedi. Ben de senaryoya göre bir çekim daha yaptım.
Sonra kalkıp Bruce’un yanına gittim. Jon da yanındaydı ama ben Jon gibi konuşuyordum. “Söylediklerime katılmak zorunda değilsin. Ve bunun abartılı olduğunu düşünebilirsin ama ben düşünmüyorum.” Ben, Jon’um ama aslında gerçek Jon oradaydı ve filmde olmasını istediğim şeyi dinliyordu...