TURİZM UĞRUNA YAĞMA
Bolu Kartalkaya’daki yangın, sadece bir tesisin değil, bir anlayışın çöküşüdür. İnsanların kâr hırsı uğruna doğayı, kültürü, tarihi, hatta çocukların hayatını hiçe saydığı bir düzenin fotoğrafıdır. Bazı insanlar öyle bir noktaya geldi ki, duygularını yitirmiş Vikingler kadar soğuklar. Viking tipi yağmacılara Türkiye bırakılamaz. Paranın, rantın, çıkarın gözlerini kör ettiği bir topluluk var karşımızda. “Gelir getiren Nimetullah vatandaşlar” diye gördükleri doğa parçaları, ormanlar, göller, artık sadece sermayeye dönüştürülmüş alanlardır.
Belli iş insanlarının artık otelcilikten men edilmesi gerekir. Bu konuda en fazla zarar gören yerlerin başında Karadeniz hattı geliyor. Dağlar, ormanlar, yaylalar beton yığınları arasında boğuluyor. Akdeniz kıyılarını da bozduk. Kartalkaya da aynı zihniyetin kurbanı. Her yıl “ekoturizm”, “kış turizmi” gibi cafcaflı isimlerle pazarlanan bu alanlar, aslında yağmalanıyor.
BU ACI TÜRKİYE’NİN ACISI OLDU
Bu facia, sadece bir yangın değil; kültürel ve idari bir çürümenin sembolüdür. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın adı, ne yazık ki bu olayda en çok anılan kurumlardan biri. “Kültür” ve “turizm” kavramlarını aynı çatı altında barındırmak zaten başlı başına bir ironiye dönüşmüş durumda. Çünkü biri korumayı, diğeri kazancı temsil ediyor. Bu bakanlığın artık bölünmesi, görev alanlarının yeniden tanımlanması şarttır. Kültür koruyucu olmalı, turizm ise denetlenen, sınırlanan bir faaliyet hâline gelmelidir.
Yangında hayatını kaybeden ailelerin acısı yalnız onların değil, bütün Türkiye’nindir. Çünkü yürek dağlayan bu olayda yanan sadece çoluk çocuk değil; bir ülkenin geleceği, doğası ve insana olan saygısıdır. Buna rağmen hâlâ utanmadan, pişkinlikle konuşanlar, suçu örtmeye çalışanlar var. Avukat Baykan’ın da dediği gibi, bazı insanların “geri zekâlılıklarını ve utanmazlıklarını” saklama çabaları artık nafiledir. Bu millet, o yalanları yutacak kadar saf değildir.
‘HİS VAR MI BU ÂLEMDE NEKÂHET GİBİ TATLI?’
EVVELKİ gün aziz hocamız Prof. Dr. Mehmet Kanbay, bir haftalık tedavimin ardından taburcu etti. Koç Üniversitesi Hastanesi, herkesin söylediği gibi artık yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da en iyi hastanelerinden biri olmaya aday. Bu başarının ardında, personel yetiştirilmesinde büyük payı olan Semahat Arsel Hanım’ın emeği var.
İlk defa bir hastanede insanın umutları gerçekten canlanıyor. Türkiye, bazılarımızın sandığının aksine, bazı alanlarda büyük bir ilerleme kaydediyor. Hiçbir şekilde hüküm vermemek lazım; çünkü Kuzey Akdeniz dünyasıyla Türkiye giderek daha çok bütünleşiyor.
İnsanlar yeniden toprağa, ziraate dönüyor; hem de bilinçli bir şekilde. Hazan yaprakları arasında bile hayatın güzel göründüğü anlar var. Bazı manzaralar kötü olsa da, bir o kadar da umut verici gelişmelere tanık oluyoruz.