HER GENCİN BİR HAYAT ŞANSI OLMALI
Koruncuk Vakfı Başkan Yardımcısı Av. Seda Akço, her yıl ortalama 140 başvuru aldıklarını ama kontenjanın 20 ila 40 çocukla sınırlı olduğunu söylüyor.
“Özellikle okumak isteyen fakat ekonomik açıdan dezavantajlı olan kız çocuklarına öncelik veriyoruz” diyor.
Bu aslında Türkiye’nin gerçeği.
Çünkü eğitim, hala her çocuğun doğuştan sahip olamadığı bir hak.
Ve bu projeler, o farkı biraz olsun kapatmaya çalışıyor.
Akço, bir başka önemli noktaya dikkat çekiyor.
“Bu sınıflarda özgüven, özdeğer, sınır koyabilme, duygu düzenleme gibi konular işleniyor. Akran zorbalığı ve dışlanmışlık hissine karşı destek sistemleri oluşturuyoruz.”
Yani mesele sadece akademik destek değil, psikososyal dayanıklılık kazandırmak.
BİR ÇOCUĞUN KENDİNİ SEVEBİLMESİ ÇOK DEĞERLİ
Kendini sevmek...
Basit bir ifade gibi gelir ama en zor öğrenilen derslerden biridir.
Çünkü çoğu zaman çocuklara “başarılı ol”, “iyi ol”, “uslu ol” denir, ama “kendini sev” pek söylenmez.
Anti-Prenses Sınıfları’nda tam da bu konular konuşuluyor.
Kız çocuklarına “mükemmel ol” değil, “kendin ol” deniliyor.
Bu ülkede bir kız çocuğu için bundan daha devrimci bir mesaj olabilir mi?
Ümmühan Tanyıldız’ın İlham Veren Hikâyesi
Projeye katılan öğrencilerden biri olan Ümmühan Tanyıldız, sadece akademik başarılarıyla değil, güçlü duruşuyla da dikkat çekiyor.
Ümmühan diyor ki.
“Önce kendimle, sonra toplumla barıştım.”
Ve ilave ediyor.
“Şimdi daha özgüvenliyim, fikirlerimi daha rahat ifade edebiliyorum. Bu duyguyu her kız çocuğunun yaşamasını isterim.”
Bu cümle, toplumsal değişimin kişisel dönüşümle nasıl başladığını anlatıyor.
Kendini tanıyan, seven, özgüvenli bir birey, artık başkalarıyla da daha adil bir ilişki kurabiliyor.
Toplum, bu küçük barışların toplamından oluşuyor zaten.
Bugün hâlâ kız çocuklarına “sen yapamazsın” denilen bir dünyada, Ümmühan gibi gençler “ben yaparım” diyebiliyor.
O YÜZDEN KORUNCUK GİBİ VAKIFLAR
Koruncuk Vakfı’nın yıllardır yaptığı şey, aslında bu.
Bir çocuğa sadece eğitim değil, kendine
inanma gücü vermek.
Ümmühan’ın hikâyesi bize bir şeyi hatırlatıyor.
Gerçek mucize, birinin kaderini değiştirmek değil, ona kendi kaderini yazabileceğini göstermektir.
“Ben artık kendimi seviyorum” şahane bir cümle değil mi?
TÜRKİYE’DEN GLOBALE İLHAM VERDİ
Reckitt Türkiye Pazarlama Direktörü Neslihan Kama, Veet markasının bu projedeki yaklaşımını şöyle anlatıyor.
“Anti-Prenses Sınıfları, genç kızlara ‘kusursuz olma, yeter ki kendin ol’ diyebildiğimiz bir alan yaratıyor.”
Veet bu projeyle klasik bir marka işbirliğinin ötesine geçiyor.
Artık markalar yalnızca ürün değil, değer de üretiyor.
Kama’nın bir sözü özellikle dikkat çekici.
“Bu proje Türkiye’den globale ilham verdi. Türkiye dışında da, farklı ülkelerde bu misyondaki vakıf ya da derneklerle işbirliği yaparak kız çocuklarına ulaşmaya başladık.”
Yani bir sosyal sorumluluk projesi, artık ithal değil, ihraç edilen bir model.