GÖÇMEN RESTORANLARI
Restoranlarında 2019 yılından bu yana elektrik, su doğal gaz ve belediye hizmetleri gibi genel giderler yüzde 50’nin üstüne, çikolata fiyatları iki katına çıkmış. Zeytinyağı yüzde 121, taze soğan yüzde 55 artmış. Ülkedeki tüm tüketiciler yüzde 52’si zorunlu harcamaları azaltmış. Bunların başında da yüzde 72 ile dışarıda yemek geliyormuş.
Kendi kendini yiyen bir endüstride hayatta kalmak için savaşmak önce ona anlamsız görünmüş.
Ama sonra sektörde ne olup bittiğine baktığında bulunan ucuz protein tavuğa yöneliş, dürüm, ardı ardına açılan tavuk çevirme restoranları, hibrit market restoranlar gibi yeni model çözümler ona mantıklı gelmiş. Özellikle zor zamanlarda, göçmen dalgalarıyla yönlenen yeme alışkanlıklarının değişimini hem insanlar hem de sektöre nefes aldıracak bir olgu olarak yorumluyor.
Kendisi ise sevdiği yemekler için güvendiği ve belli ki makul fiyatlı Türk, Kore ve Filipin restoranlarına gidiyormuş.
Tabii bu durum bize de hiç yabancı sayılmaz. Son dönemde konuştuğum sektörün temsilcilerinin yorumları, gözlemleri de farklı değil. İstanbul ve turistik yazlık kentler başta olmak üzere sorunlar büyük. Çözüm için maalesef ki hazır bir reçete ya da yol yok.
Ancak tecrübem ve okuduklarımdan çıkarttığım bana bu durumdan kârlı çıkanlar, eski alışkanlıklarla sürekli fiyat arttıranlar değil, abartıya kaçmadan sade yalın menü oluştururken fiyat-lezzet-kalite dengesini tutturanlar olacaktır diyor.
Hepimizin bildiği gibi iklim krizi, savaşlar, göçler ve daha birçok nedenle dünya da Türkiye de zor bir dönemden geçiyor. İnsanlar lüks alışkanlıklarını kısıtlıyor, parası olan dahi harcarken düşünüyor, yediği yemeği başka yerlerdekilerle karşılaştırıyor.
Konforu kapıda, koltukta, masadaki tabağın tasarımında arayanların sayısı giderek azalıyor...