Ölümdü bizi koydukları
hücre
uçmak isterken yükseklere
yer dibine itildik
sonsuzluk şiiri yazdığımız
rüzgârın alfabesi
diliyle ormanın
yaralı kuşlar olup
düşeceğiz şehirlere
sınansın diye zaman
şiirsel merhametle
Arap Şiirini Çevirmek - Metin Fındıkçı
Çeviri tıpkı edebiyatın diğer alanlarında, yani şiirde, öyküde, romanda ve denemede olduğu gibi bir ülke kültürünün olmazsa olmazlarındandır. Çevirilerin olmadığı ülke kültürü eksik kalacaktır.
On sekiz yaşımdayken şiire boyun eğdiğimde; dilin en çetin ve zor olan yolu şiiri seçtiğimde ilk fark ettiğim şey Türk şiirine kazandırılmış onca çeviriler arasında Arap şiiri olmayışıydı (veya çok ama çok az oluşuydu). Dünyanın her ülkesinden yapılan sayısız çevirinin arasında güçlü Arap şiirinin olmayışı beni bir hayli düşündürmüştü; hatta Arapçayı öğreten öğretmenin “Arapçayı neden öğrenmek istiyorsun” sorusuna karşılık “Arap şiirini kendi dilinden okuyup, Türkçeye kazandırmak için” dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Sina Akyol’un Şiirinde Anlam Kapısı - Ümit Yıldırım
Şair kendi şiir anlayışını şöyle betimliyor: “Örneğin ben gündelik hayata karşıyım. Karşı olduğum gündelik hayatın diline de karşıyım. Karşı olduğum gündelik hayatın dilinin bütün sözcüklerinden nefret ediyorum. Ama yazarken, o sözcükleri farklı bir çevrim içinde kullanıyor; aynı sözcüklerle farklı bir söz dizimi içinde farklı bir dil, farklı anlamlar yaratmış oluyorum. (Buna çalışıyorum.) Benim şiirimin dili üretilmiş var olmayanla çoğaltarak açıklamayı kapsar. Bütün bu düşünceler götürse götürse şiire götürürdü beni.
Kurmaya çalıştığım dünya gerçeklikle yan yandadır ama, bir o kadar da hayal edilmiştir. Bunun böyle olması benim ütopya anlayışımla ilgilidir. Halihazırdaki gerçeklikten şikâyetçiyim, ona itirazım var.
(Yazma gayretim de burada el alıyor zaten.) Şairin, toplamdaki yazdıklarıyla, ütopyasını ortaya koymuş olacağına inanırım. Bu anlamda yazılan her şiir, şairin günün birinde ortaya koyacağı ütopyanın parçalarıdır.”
MİLLİYET SANAT KASIM 2025 SAYISI
İçindekiler
EDEBİYAT
-Ayşe Kulin, yeni kitabı “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”de okurları Atatürk’ün son günlerine götürüyor.
- Nobel’in kıyamet ustası László Krasznahorkai.
- Psikiyatrist yazar Alper Hasanoğlu’nun “Bilinçdışı Mırıltılar”ı.
- Bu ay vitrine çıkan kitaplar.
Ayın Söyleşisi - Asu Maro
Gülten Kaya: “Hiçbir pişmanlığım yok, onurla taşıyorum ona dair her şeyi”
Ahmet Kaya’yı 25 sene önce, 16 Kasım 2000’de Paris’te geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettik. Onu sevenler için, çok sevdiği memleketi için, müzik için çok acı bir kayıp, kapanmayan bir yara oldu. Bu genç ölümden en büyük yarayı alan eşi, yol arkadaşı Gülten Kaya bize bildiğimiz ve bilmediğimiz yönleriyle Ahmet Kaya’yı anlattı.
“Ahmet Kaya hâlâ ilk beşin içinde”
Onun mirasını yaşatıyorsunuz, Ahmet Kaya hep gündemde. Eğer olabilecekse hayata Ahmet’in yokluğunda bir katkım, yine onu onun eserleri üzerinden hayatın gündeminde tutarak devam ettiriyorum. Her geçen gün şarkıları keşfeden yaşı daha küçük birilerini gördükçe diyorum ki ne medya ne imaj ne bütün bu çağa ait kavramlar, bunların hiçbiri geçerli değil. Doğru bir şey yarattığınız zaman buluşuyorsunuz, hayat da onu taşıyor zaten. Her sene dijital listeler açıklanır, o yıl en çok kim dinlenmiş diye, Ahmet Kaya hâlâ ilk beşin içindedir. Bir sürü insan geliyor gidiyor, hâlbuki orada.😇