TEŞEKKÜRNAME
1999’da İzmir’de okurken, arkadaşımın babasının sahaf dükkânında bir kaset bulmamla başladı tüm hikâye. Üzerinde sadece “Çekirdek” yazan bu kaseti aldım, eve getirdim ve dinlemeye başladım. Kaset Yeni Türkü’nün çıktı. O zamana kadar en ufak bir fikrimin olmadığı bu çalışmaya dair bilgi almak üzere Naim Dilmener’e danıştım. Bana, kasetin bir dönemin önemli bir sanat evi tarafından yapıldığını yazdı.
Bu kitabın yazım aşamasında emeğini, desteğini esirgemeyen, başından beri yanımda duran ve bana inanan, yukarıda isimlerini andığım ya da anmayı unuttuğum dostlara çok teşekkür ederim. Bu proje, kalbi iyi ve güzeli bulan bütün insanlarla beni buluşturduğu için şanslıyım. Hiçbir şekilde ulaşamadığım sanatçılardan af diliyorum. Ulaşıp da yardımcı olmayan/olamayan sanatçılarımız içinse canları sağ olsun diyelim. En büyük teşekkürü hak eden, böylesi sıra dışı bir çalışma ortamını hazırlayan Fikret Kızılok’u anmadan olmaz elbette...
Kitap için görüşülen kişiler
Kitap için gerek yüz yüze gerek sosyal medya, telefon ve mesaj üzerinden birçok kişiyle görüştüm. Cenk Palaz kitap için çok önemli üç kişiyle görüşürken, Jülide Uçar da bir görüşme yaptı.
Çekirdek Sanat Evi İçin - ORHAN KAHYAOĞLU: Çekirdek Sanat Evi, 1980’li yılların popüler müzik pazarına bir alternatifi, direnci simgeler. Önceki on yıl, politik kimliği ve halkçı yönelimleriyle bir pop yıldızına dönüşebilen Fikret Kızılok, bu on yılın sonlarında geri plana çekilecek, 1980’li yılların ortalarında bu özgün sanat evini kuracaktı. Bu yeni yapılanmada Kızılok’un yol arkadaşı Bülent Ortaçgil olacak, örneğine nadir rastlanan bir müzikal deneyim ortaya çıkacaktı. Küçük bir stüdyo özelliği de taşıyan bu sanat evi, oldukça sınırlı bir elit izleyici kitlesine konserler vermekle kalmadı, kuruluşu 1983’ten bir yıl sonra kaset formatında albümler yayınlamaya başladı ve ortaya örneğine az rastlanan, özgün çalışmalar çıktı.
KISA TANITIM
Bence çok kıymetli bir işti (...) güzel olan şeylerin her zaman kitlesel olmayan şeyler de olabileceği fikrinden çıkma da bir harekettir aynı zamanda. (...) O dönem hepimize yaradı bence. Yani Türkiye’ye de yaradı.”
Bülent Ortaçgil
1980 askerî darbesi sonrasında küçük bir bodrum katında yeşeren bir vaha: Resim sergilerinin yapıldığı, toplantı ve panellere ev sahipliği eden, çocuklara sanat eğitimi verilen bir anaokulu gibi işleyen ama en önemlisi az sayıdaki dinleyici için dinletilerin yapıldığı bir mekân... Günümüzün hâlâ sevilen ve dinlenen isimlerinin bazılarının ilk müzikal deneyimlerini yaşadığı, bazılarınınsa ticari hiçbir kaygı olmadan “saf müzikle” en çok ilgilenebildikleri yer olarak değerlendirdiği Çekirdek Sanat Evi’nde yapılan kayıtlar birer kült mertebesinde üstelik. Usta müzisyen Fikret Kızılok’un sevk ve idaresinde kurulan Çekirdek Sanat Evi, kısa süren ömrüne rağmen Türkiye’nin kültür-sanat ortamına yaptığı azımsanamayacak katkıyla her bakımdan incelenmesi gereken mekânlardan, projelerden...
Uğur Biryol, Bir Müzik Rüyası–
Çekirdek Sanat Evi’nde bu kültür mekânının kapsamlı bir portresini çıkarıyor; yolu oradan geçen onlarca sanatçıyla, müdavimle konuşuyor. Ayrıca Çekirdek projesini inşa eden Bülent Ortaçgil, Ahmet Sırmaçek, Şeyda Özbudun gibi isimlerle yaptığı görüşmelerle sanat evinin işleyişini, alternatif kültürel oluşumlara örnek alınası sıra dışı vizyonunu, kısacası bir müzik rüyasını anlatıyor.
(İletişim Yayınları)