Fakat bazı insanlar artan yiyecekleri, mesela salçalı makarnayı falan, ulu orta sokaklara döküyor. ‘Kontrolsüz’ beslemeden benim anladığım bu tür saçmalıkların yapılması, özellikle sağlık kurumları, okullar, havalimanları, ibadethaneler ve çocuk alanları çevresinde... Bunun dışında kuru mama ile yapılan besleme ve yaş gıda ile beslerken de hayvanın başında durup, bitince kap kacağı kaldırmanın sıkıntı olacağını sanmıyorum.”
EN BAŞINDAN UYARDIK AMA DİNLETEMEDİK
Valilik genelgesinde, kontrolsüz beslemenin haşere ve kemirgen popülasyonunu artırdığına dikkat çekilmiş. Öyle mi gerçekten? Tavşancıl diyor ki:
“Saçma çünkü haşere ve kemirgenin artması ekolojik dengenin bozulmasıyla yani sokakta hayvanlarının yerlerinden edilmesiyle başladı. Yani eğer bugün böyle bir sorun varsa, bu aslında bir önce alınan kararların bir sonucu. Zira sokaktaki hayvanların toplatılması, barınaklara alınması ile haşere-kemirgen sorununun artacağını en başından söylemiş ve uyarmıştık. Ama dinletemedik.
Zira özellikle İstanbul’da kedilerin bile baş edemediği büyüklükte sıçanlar var ve onları da köpekler boğuyordu. Köpeği toplayınca meydan sıçanlara kaldı. Şimdi bu yeni genelgeyle anlaşılan kedilere de göz diktiler. Bu da demek oluyor ki, kediler de giderse bu kez meydan hem sıçan hem farelere kalacak. Yani ekolojik düzeni bozan ‘biz’ değil, onlar.”
MERHAMETİ YOK ETMEYE ÇALIŞMANIN SONUÇLARI DAHA VAHİM OLUR
“Ayrıca her toprağın bir DNA’sı var. Türk insanı denilince merhametli, misafirperver bir halk anlıyoruz. Beslenmenin kısıtlanması, ‘Aç hayvan gördün mü sırtını çevir, merhametini kenara koy’ da demek. Bu, toplumun DNA’sını bozar. Kaldı ki son yıllarda artan çocuk, kadın ve hayvan cinayetleri, zorbalık, cinsel taciz olaylarına bakınca, hele de bu suçların 18 yaş altı çocuklarda artış gösterdiği bir atmosferde, vicdanı ve merhameti silmeye kalkmanın sonuçları daha vahim olacaktır.”
Deniz Tavşancıl