Yaratıcılık da mirastır
İZMİR Reklamcılar Derneği’nin düzenlediği Bumerang Reklam Ödülleri bu yıl gerçekten uzun bir aradan sonra şehre iyi geldi.
Yaratıcılığın yeniden sahne aldığı gecede Büyük Ödül Mandal Ajans’a, Jüri Özel Ödülü ise Ahtapot Reklam Ajansı’na gitti.
Her iki ajans da İzmir’in reklam dünyasında yıllardır var olan ‘yaratıcılık mirasının’ bugün hala dipdiri olduğunu gösterdi.
Bu yıl 36 ajansın 183 eserle yarışmaya katılması da beni şaşırtmadı.
Çünkü İzmir’in yaratıcı endüstrilerde çoğu kişinin fark ettiğinden daha güçlü bir damar taşıdığını biliyorum.
O gece sahneye çıkan kampanyalar, tasarımlar ve projeler de bunun kanıtıydı.
Genç ekipler de vardı, deneyimli ajanslar da…
Ve hepsi aslında aynı şeyi söylüyordu:
“İzmir yeniden konuşmaya başladı.”
Bumerang’ın 16 yıl sonra geri dönüşü sadece bir ödül töreninin dönüşü değil, bu şehrin yaratıcı özgüveninin yeniden yerine gelmesidir.
Ve belli ki bu geri dönüş kalıcı olacak.
Çünkü iyi fikir tıpkı bir bumerang gibidir, ne kadar uzağa fırlatırsanız fırlatın sonunda mutlaka geri döner.
Gazeteciliğin değeri algoritmayla ölçülmez
YERİ gelmişken söylemek isterim.
Son yıllarda yaygın bir algı var:
“Artık her şey sosyal medyada dönüyor, hayat orada yaşanıyor.”
Oysa gerçek tam olarak öyle değil.
Evet, sosyal medya hızlı.
Evet, herkesin fikri var ve herkes bu fikri bir tuşla paylaşabiliyor.
Ama şu gerçeği atlamayalım.
Gündemi hala gazeteler belirliyor.
Çünkü güvenilir içerik üretme sorumluluğunu hala gazeteciler taşıyor.
Bugün sosyal medyada dolaşan bilgi o kadar kirli, o kadar savruk ki…
Bir haberin doğru mu, yanlış mı olduğunu anlamak bazen imkânsız hale geliyor.
İşte tam bu yüzden ‘içerik’ dün olduğu gibi bugün de kral, bundan sonra da kral olmaya devam edecek.
Medyayı artık 360 derece takip etmemiz gerekiyor.
Gazeteler, televizyonlar, radyolar, dijital platformlar ve elbette sosyal medya…
Hepsi önemli, hepsi dinamik bir ekosistemin parçası ama bir bilginin doğruluğunu teyit edecek, bir haberin arka planını anlatacak, bir meseleyi bağlamına oturtacak olan yine marka değeri olan yayınlar, deneyimli gazeteciler ve editoryal kurumlar olacak.
Bugün dijitali konuşuyoruz, yarın çok daha başka platformları konuşacağız.
Bu değişimin hızı tartışılmaz.
Ama bu değişim gazetelerin misyonunu ortadan kaldırmıyor.
Tam tersine, daha da değerli hale getiriyor.
Çünkü yanlış bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir çağda doğru habercilik artık bir lüks değil, bir ihtiyaç.
Ve gazeteler hala ayakta, üretiyor, bu ihtiyacı karşılıyor.
İster kâğıtta okuyun ister ekranda…
Gazetecilik toplumun hafızası, vicdanı ve pusulasıdır.
Bu mesleğin değeri ise hiçbir algoritmayla ölçülmez.