“Çocukluğum, ağabeyim Metin ile her çocuk gibi karelerden oluşan ama dönüp dolaşıp karşımıza çıkan gülümseten fotoğraflardı. Annem ve babam iki elimizden tutup körüklü makinesi ile küçük dükkânı olan fotoğrafçı amcalara götürmüştü. Dükkandaki her fotoğraf gülümseyen ailelerle doluydu. Mutluydular çünkü genç Cumhuriyet’in güveni ve onurunu taşıyorlardı; akça pakça giysileriyle…”
HİTİT KAZILARI OYUN ALANIMIZDI
Çocukluktan itibaren yazları geçirdiği anne memleketi Boğazköy, hem onun hem de ağabeyi Metin Sözen için çok özel: “Sanat ve sanat tarihine sevdalarımızın derinliğinde Boğazköy’ün, yani Hattuşa’nın önemi büyük. Hitit kazılarına öncü olan, evinin bir bölümünü arkeologlara tahsis eden teyzemin eşi Ziya Bey idi. Hititlerin keşfedilmesiyle, dünya uygarlığının kökeni değişivermişti. Çocukluğumuzda, ağabeyim Metin ile konağın girişine istiflenen kil tabletlerin arasında saklambaç oynardık. Ne büyük nimetmiş, ne büyük miras! Siyasal ve toplumsal yapı, sanat eserleri, edebiyatı, sevdaları yazılıydı o tabletlerde; gel de kendini Hititli sayma!”
O ÇAM AĞACI DA SENİN GİBİ KÜÇÜK
İlkokula altı yaşında Malatya’daki Taş Mektep’te başlıyor: “Sümerbank’ın beyaz kolalı yakalı gri önlüğümü giyer, sefertasımla okula gelip giderdim. Bir gün okuldan eve dönerken yoldaki parktan bir çam dalı koparmıştım. Park bekçisi beni eve kadar kovalayıp annemle konuşmuştu. Annem hiç kızmadan bana ‘O çam ağacı da senin gibi küçük, unutma bunu’ demişti. Ömrüm boyunca doğa vazgeçilmezim oldu. Gezdiğimiz tüm coğrafyalar bana doğayla olan bağımıza daha derin bakmamızı öğretti.” Resim yapmaya da bu dönemde başlıyor: “Malatya’da Meteoroloji lojmanında otururduk. Babam, resim yapmam için verdiği ‘T.C.’ damgalı, dudakta ıslatılınca silinmesi güç mor kalemle, yalnızca, müsvedde kağıtlarının arkasına çizmeme izin verirdi. Çünkü onlar zor koşullarda kazanılmış devletin malıydı.”
SENE 1947 - Gürol Sözen ve birkaç ay önce kaybettiğimiz ağabeyi meşhur mimar Metin Sözen…