Michelin bu ülkeye bizim gönlümüz olsun diye gelmedi
Amacı gezginlere yol göstermek olan Michelin Rehberi, henüz dört yıldır Türkiye’de... Michelin yalnızca yemek pişirmeyi değil, ülkelerin gastronomik kapasitesini, servis standardını, üretici kültürünü ve tüm bunların sürdürülebilirliğini değerlendirir. Ödül töreni öncesi başlayan tartışmalar devam ediyor ama şunu unutmamak gerek: Rehber bir ülkeye girdiğinde restoranlarla beraber, o ülkenin gastronomi ekonomisini de dönüştürür.
Kendini bu kadar kolay aşağıya çekmeyi başaran bizim gibi bir başka millet görmedim; Michelin Rehberi konusunda yapılan tartışmalardan bahsediyorum. Daha sonuçların açıklandığı ilk dakikalarda başlayan sosyal medya kıyameti aslında bir zihniyet meselesine işaret ediyor: Kolektif olarak başarıya değil, öncelikle onun arkasındaki şüpheye odaklanıyoruz. Önce en temel gerçeği kabul etmemiz gerek; Michelin bu ülkeye bizim gönlümüz olsun diye gelmedi. Michelin’in bir asrı aşan tarihi boyunca yaptığı şey çok net: Gezginlere yol göstermek. Sistem, New York’ta da, Tokyo’da da, Bologna’da da aynı soruya cevap arar: “Bir yabancı bu restorana girdiğinde nasıl bir deneyim yaşar?” Standardın tutarlılığı, teknik, malzeme ve lezzet bütünlüğünün uluslararası düzeyde olup olmadığı gibi kriterler listesi titizlikle değerlendirilir.
Esnaf lokantaları rehbere girdi
Bu bakış yerelden çok daha geniş bir perspektif gerektirir. Çünkü Michelin yalnızca yemek pişirmeyi değil, ülkelerin gastronomik kapasitesini, servis standardını, üretici kültürünü ve tüm bunların sürdürülebilirliğini değerlendirir. Aynı sebeple rehber bir ülkeye girdiğinde restoranlarla birlikte, o ülkenin gastronomi ekonomisini de dönüştürür.
Beğenelim ya da beğenmeyelim; Michelin’in bir ülkede olması turizmde nitelikli ziyaretçiyi arttırır (gastronomi turistinin harcaması klasik turistin üç katı), yerel üreticiye değer katar, restoran standartlarını yükseltir ve ülkenin küresel gastronomi haritasındaki yerini güçlendirir. Dolayısıyla mesele yalnızca bizim iç tartışmamızdan öte; dünyanın bizi nasıl gördüğü. Ve bazen dışarıdan bir göz, yıllardır içinden geçtiğimiz ama fark etmediğimiz şeyleri çok daha net görebilir.
Sonuçlar mükemmel mi? Hayır. Benim de eleştirdiğim çok şey var. Ama unutmamak gerekir ki Michelin Türkiye’de henüz yalnızca dört yıldır var. Roma gibi Michelin’in 1956’dan beri değerlendirdiği bir şehirle kıyaslanamayız. Birçok ülkede yolun başında benzer tartışmalar olabiliyor ama sonra rehber şehrin özgün lezzet hafızasını anlamaya başladığında seçki genişliyor, kapsam derinleşiyor.