ANADOLU’NUN HİKÂYELERİ İŞTE BÖYLE YAZILACAK
BAZEN bir şehri değiştiren şey büyük projeler değil, o projelerin arkasındaki vizyon olur. Van’da doğan Tariria işte böyle bir vizyonun ürünü.
Homage Hospitality çatısı altında hayata geçirilen Tariria, turizmin ötesinde; kültür, sanat, gastronomi ve eğitimi bir araya getiren hibrit bir yaşam alanı. Van’ın köklü mirasını modern bir bakışla yeniden canlandırmayı amaçlıyor.
Projenin kurucu ortağı Bekir Kaya, hedeflerini şöyle özetliyor.
“Gençlere gastronomi eğitimi sunacak, bölge halkına istihdam sağlayacağız.”
Ama Tariria’nın hikâyesi, sadece ekonomiyle sınırlı değil.
Projenin kalbinde sürdürülebilirlik var.
Sıfır karbon hedefiyle tasarlanan güneş enerjisi tarlası, merkezin ihtiyacının iki katını üretecek. Yani Tariria sadece kendi enerjisini karşılamayacak, bölgeye de yeni bir çevre
bilinci kazandıracak.
Bir diğer önemli adım ise yerel ürünlerin korunması. Van’ın mutfak kültürü, endemik özellikleriyle dünyada eşi bulunmaz bir zenginlik taşıyor. Tariria, Slow Food hareketine bağlı bir topluluk oluşturarak bu mirası yaşatmayı planlıyor.
Hedef, Van’ın geleneksel ürünlerini Slow Food’un “Ark of Taste” listesine kaydettirmek. Böylece sadece Van’da yetişen, başka hiçbir yerde bulunmayan lezzetler dünya gastronomi haritasına taşınacak.
Bekir Kaya bu noktada özellikle vurguluyor.
“Van’ın endemik ürünleri bizim en değerli hazinemiz. Onları geleceğe aktarmak, sadece gastronomi değil; kültürü, geleneği
ve kimliği korumak anlamına geliyor.”
Tariria aynı zamanda modern sanatı Van’a taşıyarak şehrin kültürel dokusuna yeni bir
soluk getirecek. Sanatçılar, müzisyenler, sporcuların katılacağı etkinliklerle Van, sadece doğasıyla değil, kültürel üretimiyle de anılacak.
Ben bu hikâyeye baktığımda şunu görüyorum.