Urfa’dan Amerika’ya uzanan bir peynir hikâyesi
Bazen en iyi gastronomi hikâyeleri, çocuklukta içilen bir bardak sütün bıraktığı izde saklıdır. Urfarm’ın yerli koyun ırkı ‘ivesi’den ürettiği peynir, yoğurt ve sadeyağ bugün Amerika’daki sofralara kadar ulaşmış. Ürünlerine baktığınızda yalnızca bir süt ürünü görmüyorsunuz; anne mutfağında başlayan mutluluk duygusunu, Urfa Ovası’nın iklimini ve yerel üretimin dünya pazarında nasıl anlam bulabileceğini de tadıyorsunuz.
Bazı markalar planlanarak doğmaz; bir duyguyla, içgüdüyle başlar. Urfarm’ınki de bir iş fikrinden değil, bir çocukluk hafızasından filizlenmiş. Sinan Kutlu için süt hiçbir zaman yalnızca bir hammadde olmamış. Urfa’da küçücük bir çadırın içinde sahip olduğu birkaç koyunun sütünü sağarken, aslında bir mesleğe değil, bir hatıraya tutunmuş. Daha çocukken okulda dağıtılan paketli sütleri kardeşleriyle eve taşıdıklarında, annesinin o sütten yoğurt yapışını, muhallebiye dönüştürüşünü izlermiş. Ve her seferinde, eve süt geldiğinde annesinin yüzünde beliren o sessiz mutluluğu... Sinan Bey’in zihninde süt, o günden beri bir üretim girdisinden öte, anne mutluluğunun somut hali, bir haz duygusu, bir şefkat taşıyıcısı olmuş.
Yıllar içinde hayvanlar edinmişler, sonradan sayısı artmış, çadır yerini tesise bırakmış; ama süt onun için her zaman bereket ve mutluluk demekmiş. Kalite, süreklilik ve emeğe saygı üretim anlayışının her daim omurgasını teşkil etmiş. Tesisini kurup sağlam bir altyapı oluşturmuş fakat bir noktada yaptığı şey hâlâ başkaları adına üretmek. Yani fason... Potansiyeli olan ama sesi olmayan bir üretim.🙄