Gerçek bir çiftlikten tabağa
Lil’a
Museum Hotel’deki Lil’a bölgenin en köklü gastronomi duraklarından biri. 2007’den bu yana, yani yaklaşık 18 yıldır faaliyet gösteren Lil’a, Kapadokya’nın en verimli vadilerine yayılan 400 dönümlük tarım alanlarından gelen ürünlerle gerçek bir ‘farm to table’ (çiftlikten tabağa) anlayışını hayata geçiriyor. Menü mevsimle birlikte sürekli değişse de Lil’a klasikleri arasında asma çubuklarıyla tütsülenmiş, ağır ateşte pişmiş dana yanağı, geleneksel yahni ve pöç börek mantı öne çıkıyor. Relais&Châteaux’nun Türkiye’deki tek temsilcisi olmanın getirdiği yüksek standartlar Lil’a’nın Michelin radarına girmesini neredeyse kaçınılmaz kılmış.
Rafine edilmiş tarifler
Seki Restaurant
Otel Argos in Cappadocia’da 15 yıldır faaliyet gösteren restoran, coğrafyanın ruhunu uluslararası gastronomi diliyle buluşturuyor. Yerel ürünlerin karakterini korurken modern tekniklerle rafine edilmiş bir mutfak yaklaşımı var. Menüde kuru patlıcan dolması, 26 saat pişirilen kuzu kürek, ördek konfi but, içliköfte ve ıspanak salatası gibi tabaklar öne çıkıyor. Seki’nin mutfağı, Anadolu’nun tanıdık tatlarını evrensel bir dilde anlatmayı başarıyor.
‘İyi bir yer’
Nahita
Şef Ömür Akkor’un mutfak danışmanlığını yaptığı Nahita, kendini bilinçli bir şekilde ‘iyi bir yer’ olarak tanımlayan, coğrafyasına ve tarihine saygıyı merkeze alan bir mutfak yaklaşımı. Nahita mutfağının en belirgin ilkesiyse net: Kullanılan tüm malzemeler, restoranın bulunduğu noktadan en fazla 60 kilometrelik bir yarıçap içinden temin ediliyor. Ağır ateşte pişirilmiş kuzu tandır, Nevşehir patatesiyle hazırlanan cips ve sac oruğu gibi tabaklar, Nahita’nın yöreye özgü teknikleri yalın ama güçlü bir dille yorumladığının göstergeleri. Burada gösterişten uzak bir mutfak dili hâkim. Lezzetin kaynağı, malzemenin kendisi ve onu dönüştüren coğrafya bilgisi.😐