İkinci büyük sorun, yemek sonrası yanıtın bozulmasıdır. Normalde bağırsaklar yemek sonrası pek çok hormon salgılar; başlıcaları amylin, GIP ve GLP-1’dir. Bunlar mideyi yavaşlatır, tokluk hissini artırır, insülin salgısını ve kan şekerini dengeler, hedonik beyine “Yeme aramayı bırak” sinyali gönderir. Obezite ve diyabette bu yanıt ciddi şekilde azalır.
İşte bu nedenle GLP-1 ve GIP analogları, eksilen hormonların yerine konduğu replasman tedavileridir. Halk arasında “zayıflama iğnesi” olarak bilinmelerinin sebebi de budur.
HASTALIKLARIN TEDAVİSİNDE FAYDA SAĞLIYOR
Bu tedaviler, obeziteyle birlikte gelen geniş hastalık yelpazesini büyük ölçüde iyileştirir. Kalp krizi ve felç riskini azaltır; karaciğer yağlanmasını ve hatta sertlik (fibrozis) dediğimiz durumu tersine çevirebilir. Diyabeti tedavi edebilir, hatta erken evrede geriletebilir. Uyku apnesinin tedavisinde FDA onayı alan ilk ilaç sınıfı yine GIP–GLP-1 analoglarıdır. Ayrıca kronik böbrek yetmezliğinin ilerlemesini yavaşlatabilir ve tedavi edilemeyen kalp yetmezliği tipi olan HFpEF’te hastane yatışlarını yüzde 76 gibi ciddi oranlarda azaltabilir.
Obeziteyle gelen bu hastalıkların tedavi edilmediğinde insanların yaşam süresinden ortalama on yıl çaldığı düşünüldüğünde, bu ilaçları “kozmetik kullanım”la karıştırmak hem tıbbi açıdan hatalı hem de son derece yanıltıcıdır.